“Kırçiçeği, insanların doyamadığı bir yer!”

34 yıl önce İzmir’de bir pide salonu ile başlayan Kırçiçeği, bugün Türkiye’ye yayılmış bir marka olarak yoluna devam ediyor. Aile şirketi olan Kırçiçeği’nin genç yöneticisi Meryem Dilşad İpbaş, markasını tanımlarken, “Kırçiçeği, insanların doyamadığı bir yer!” diyor… İlkokul yıllarında babasının kendisini eve götürmesini Kırçiçeği’nde beklemiş İpbaş, yeni şube açılışlarında babalarıyla vakit geçirebilmek için şantiyelere gidermiş kardeşiyle. Daha o zamanlarda babası, yaşı küçük, anlamazlar dememiş iş hakkında onların da her zaman fikirlerini almış, sohbetlerine dahil etmiş yani kendi deyimiyle nakış gibi bugünlere hazırlamış onları…

Kırçiçeği’nin kuruluş hikayesini anlatır mısınız?

Biz Aydın Karacasu’lu bir aileyiz. Babam Kemal İpbaş, banka sınavlarına hazırlandığı sırada amcam Osman İpbaş (kendisinden 5 yaş küçük yeğenidir) Karacasu’da geleneksel ve teveccüh gören pidecilikte iyi bir usta olarak kendisini yetiştirmişti. Isparta Süleyman Demirel İşletme Muhasebe bölümünden mezun olan babam Kemal İpbaş’ı 1985 yılında bir asker arkadaşının bayram ziyaretiyle başlıyor her şey. Ziyarette arkadaşı, kısa süre önce açtığı pide salonunun kazancından ne kadar mutlu olduğunu babama anlatıyor. Girişimci bir ruha sahip olan babam, arkadaşının işinden memnuniyetini anlatırken Osman Amcama “Yeğenim tek başına mutfağı yönetir misin? Yapar mıyız?” diye soruyor. Osman amcamın “Yaparız amca” yanıtı üzerine ertesi gün Palamutçuk köyünden İzmir’e pide salonu açmak üzere çıkıyorlar. 1985’te böyle başlıyor bu emsalsiz lezzet yolculuğu.
O tarihler aslına bakarsanız, ekonomideki kriz dönemlerine de denk geliyor. Ayakta kalmak çok da kolay değildi.

Kırçiçeği bu sürece nasıl dayandı?

Evet geçen bu 34 yılda pek çok kriz yaşandı. Daha yola çıktıkları gün sermayeleri eş dosttan emanet aldıkları borç paralardı. Kazandığımızı hep işimize yatırdık, işimizi geliştirdik, büyüttük. Hep çok çalıştık, çok kazanmak için değil, en iyisi olmak için, emsalsiz olmak için çalıştık. Çok farklı alanlarda yatırım yapmadık. Hizmet sektörü içerisinde kaldık kendi şubelerimizle büyüdük. Lezzet aşıklarımızın samimiyetimiz, kalitemize olan inancını hep güçlendirdik. Değiştik, geliştik, büyüdük…

Sizin yolunuz Kırçiçeği ile nasıl gelişti?

İlkokul yıllarında babamın beni eve götürmesini beklerdim Kırçiçeği’nde. Yeni şube açılışlarında tadilat boyunca evde görüşemeyince hafta sonları babamızı görmek için birlikte şantiyeye giderdik. İstişareyi sever babam. İş sohbeti yapardık, anlatırdı bize sorardı. Ekip arkadaşlarıyla tanıştırırdı. Sesli düşünürdü, biz de çocukları olarak aynı zamanda en sadık müşterileriydik. Kardeşim Hasan’ın her gün en az bir öğünü Kırçiçeği menüsündendir. Aslında zaten nakış gibi işlenmişim. Dokuz Eylül Üniversitesi İktisat Bölümünde henüz ikinci sınıf öğrencisiyken stajyer olarak başladım ve bugün Genel Müdür olarak heyecanla devam ediyorum.

Kırçiçeği insanların sadece doyduğu bir yer mi?

Kırçiçeği insanların doyamadığı bir yer :)

Peki doymak ne demek?

Bizim yaptığımız iş doyurmaya çalışmak… Doyurmak değil doyurmaya çalışmak çünkü doymanın kendisi bir tamamlanmışlığı, tükenmişliği ifade ediyor. Ancak burada önemli olan ve Kırçiçeği’nin lezzetini de veren, farkını da ortaya koyan konu şu. Biz kazandığımızı topluma geri veriyoruz, onlarla büyüyor onlarla iyiliğe ulaşıyoruz. Biz insanların gönüllerini, ruhunu doyurmaya çalışıyoruz.

Bunu nasıl yapıyorsunuz?

Kimi zaman içtiğiniz lezzetli bir çorbanın sağladığı katma değerin, küçük bir ilçeye bağışlanan okula kaynak yarattığını bilmek, dönerinizden bir çatal alırken kulağınıza çalınan müziğin hak sahiplerinin teliflerinin ödendiğini, tüketemediğiniz tabağınızda kalan bir parça ekmeğin bile atılmadığını sevimli dostlara ulaştırıldığını düşünün. Biz bunları yapıyoruz. Misafirlerimize, işbirlikçilerimize, devletimize, ailemize olan sorumluluklarımızı yerine getirmek konusunda çok hassasız. İşte bu doymaya çalışan gönüllerin el ele vermesinden başka bir şey değildir. Kırçiçeği lezzet aşıklarımızla bunları hep birlikte yapıyoruz.

Gerçekten de bugün Kırçiçeği’ne baktığınızda bir tarafta okul yaptıran diğer taraftan sosyal sorumluluk projelerinde yer alan bir yapı görüyoruz. Bu davranışın altında yatan neden nedir?

Babam, “Paylaşacak birileri yoksa kazanmanın anlamı yoktur” der. Biz elimizdeki imkanlar dahilinde sorumluluk almak ve katkı sağlamak için tüm samimiyetimizle çalışıyoruz. Yaptığımız şey paylaşmaktan öte değil.

Bu projelerden bir tanesi de sokak hayvanları üzerine. Bundan bahseder misiniz?

Evet 2014 yılında HAYTAP işbirliği ile Sevgili Esin Önder ve kardeşim Hasan’ın projelendirdiği ve Haytap gönüllüleriyle halen başarıyla devam eden sektörde örnek bir çalışmadır. “Sen yiyemezsen ben yerim ki” sloganıyla 3 bin 500 tabak bastırdık. Bunları tüm restoranlarımızdaki her masamıza koyduk. Kırçiçeği lezzet aşıklarının, tabaklara paylaşmak istedikleri yiyecekleri ayırmalarını sağladık. Ayda yaklaşık 2 bin kilogram yiyecek sevimli dostlarımıza ulaşıyor.

Geleneksel Türk mutfağı için Kırçiçeği ne yapıyor?

Biz ürünleri baharat, katkı maddeleri, aromalar, kıvam artırıcılar kullanmadan üretiyoruz. Anadolu’da bir köy evinin mutfağında ne varsa işte bizim mutfağımızda da o ürünler var. Geleneksel lezzeti, tadı korumak nesiller boyu aktarabilmek istiyoruz. Ek gıdaya başlayan bebeklerimiz bizim çorbalarımızla lezzeti tadıyor.

Yeni lezzetlerinizi nasıl oluşturuyorsunuz?

Aslına bakarsanız, yeni lezzetlerimiz de geleneksel mutfağımızın ürünleridir. Biz beslenme danışmanlarımız eşliğinde gıda mühendislerimizin kontrolünde her ürünümüzü büyük bir titizlikle hazırlıyoruz. Etimizden hamurumuza hepsini özenle seçiyoruz. Bizim için en önemli konu hijyendir. Bundan hiçbir şekilde taviz vermeden lezzeti masanıza getiriyoruz.

Sizin sevdiğiniz Kırçiçeği lezzeti hangisi?

Zor soru şu açıdan ki benim rutinim yoktur. Bir ara domates çorbası, Çıtır Kıymalı pide şu sıralarda gurme köfte ve sütlaç diyebilirim hatta bir de Sebzeli pide.

Karşıyaka için düşünceleriniz neler?

Göztepe’de oturuyorum. Yani aslında güzel Karşıyaka’yı seyrederek yaşıyorum. Gözümü açtım mı Karşıyaka’yı görüyorum. Karşıyaka güzel İzmir’in hem dünü hem bugünüdür. İlk modern yapılaşmanın başladığı, gelenekle gelecek vizyonunu başarıyla harmanlayan çok sevdiğim, çocukluğumun geçtiği yasemin kokan ilçe. Bence Karşıyaka ve Göztepe İzmir’i İzmir yapan değerlerdir. İzmir ruhunun doğduğu yerlerdir.
Göztepe olmadan Karşıyaka’nın, Karşıyaka olmadan Göztepe’nin tadı olmaz. İkisi birbirini tamamlayan, İzmir’in İzmir olmasını sağlayan ruha sahip, bu kenti farklı yapan değerlerdir.

 

Bir Cevap Yazın