Semt Aynı Ama Yaşam Koşulları Farklı

 MAHMUT YANMAZ / İgloo Gayrimenkul LTD. ŞTİ. Ceosu

Aslında gayrimenkul alımları ya da piyasalardaki dalgalanmalardan rutin gördüğümüz ve yaşarken içinde kaybolduğumuz şeylerden bahsetmek, alım kararlarınızın ya da kentsel dönüşümün genel hatlarıyla ilgili bilgiler aktarmak gerekirken onlar hakkında ne kadar fazla konuştuğumuzu ve bunları konuşunken kaçırdığımız şeyleri fark ettim.

Kent planlamasının, daha doğru bir ifadeyle plandan öte planların uygulanamamasının, yaşamlar arasında nasıl bir karmaşaya ne denli dengesizliklere insanları sürükleyebildiğini maalesef atlıyoruz. Belki de bizim konumuz bu olduğu için ya da konulara bu açıdan bakabildiğimiz için bunları görüyoruz ama sizlerin de konuya bu açılardan bakması için bir kırılmadan bahsetmek istiyorum.


Mutlaka şehrin faklı yerlerinde de aynı sorunlar yaşanıyordur fakat biz Karşıyakalılar -özellikle bu bölgeyi iyi bilen ve seven insanlar olarak- geçmişte mahalle kültürü ve dinamikleri olan bir yerin zaman içinde planlama sorunları ile hem yok olmasını hem de değişimini gözlemlemek ve bunun insanların hayatlarına olan inanılmaz etkilerinin yanından geçip giderken hiç fark edemeyişimiz aslında önlenebilecek problemleri sadece planlayamadığımız için imar sorunlarından çıkıp nasıl sosyolojik sorunlar haline gelebildiğini bize göstermektedir.

Mavişehir’de çok önemli ve çok modern bir alışveriş merkezinden çıkıp on dakikalık bir yürüyüşle satış rakamlarının milyonlarla ifade edildiği sitelerin arkasında daha önce yaşayan ve mahalle kültürü olan bir semtin tren yolu ile nasıl ikiye bölündüğünü; tren yoluna paralel büyük bulvarların var olması gerekirken var olamamasının ve bunun temel sebebinin tapulu parsel sahiplerinin evlerinin bedellerini ödeyemediğimiz için olması. Trafik, zaman kayıpları, bir yere ulaşmak için kat ettiğimiz uzun mesafelerin sadece bu insanlara evlerinin bedellerini ödeyemeyişimiz olması gerçekten çok üzücü.

Aslında bütün hikaye bu da değil, insanlara evlerinin bedellerini ödeyip bu yolları yapamıyoruz ama onların yaşamlarını ve çevrelerini değiştirip yolda kalmayan parsellere pahalı evler yapılmasına izin veriyoruz. Peki ya evlerini terk edip çevrelerinde oluşan yeni yaşamdan uzaklaşanlar, boşalttıkları evlerin içinde şu an oturanlar, hayatlarını çevreden topladıkları ile sağlamaya çalışanlar ile aslında bunlardan çok daha önemlisi ve daha acı olanı onların çocukları…

Aralarında yüz metre olan iki ayrı evde yaşayan iki ayrı çocuğun yaşamı, hissettikleri, lüks arabalarla güvenlik sorunu hisseden anne babalarının özel okullara bıraktığı çocuklarla kendi yaptığı el arabasıyla çevreden topladığı eşyaları satarak geçimini sağlayan anne babanın yine çevreden bulduğu çantasına koyduğu defterleri o yığınların içinden bulmaya çalışan diğer çocuklar okullarına kendileri gidiyorlar ama güvenlik problemleri yok yürüyerek en yakın okula gidiyorlar ve onları kimse okullarına bırakmıyor ya da akşam dönüp almıyor.
Bence biz güven ve güvenlik problemlerini böyle var ediyoruz aslında. Bir odaya bıraksak arkadaş olacak, aralarında hiçbir farkın olmadığı çocukları sadece planlayamadığımız için birbirlerine imrenerek, hayatı sorgulatarak yaşamaya mecbur bırakıyoruz.Peki bu çocuklar büyüdüklerinde ne olacak ?

Bunun cevabı çok zor değil, özellikle hiçbir çocuk böyle olmasını hak etmiyor. Kenti daha iyi planlayarak yeni bir sahile mi, yeni bir toplu taşımaya mı ya da tema parkına mı ihtiyaç olduğunu yoksa ulaşamadığımız çocukların daha iyi bir hayat standardına sahip olmalar mı gerektiğine karar verip bunun sonucuna göre güvenliğimizi ve geleceğimizi tasarlamalıyız.

Bir Cevap Yazın