Edi’nin Günlüğü; Sona Giderken BEN…

Bu yaz benim için muhteşemdi biliyor musunuz? Mayıs ayından Eylül ayına kadar 5 ay ilk defa annem en sevdiğim bahçeli yazlığımızda kaldı, malum ben de tabi… Bahçemiz de kocaman, öğle siestası ağaç gölgesi, çimlerde topunla yuvarlan, yaz sıcağı yerine paso gölge ve gece esintilerde annemin en değer verdiği verandadaki divanında horuldamalı uykular… Üstelik tüm aile hep bir arada. Annem bana obiriks Edi demeye başladı ama mangal ve ziyafet ile geçti akşamlarım, daha ne isteyeyim ki ? Üstelik ilk ismimi de unuttu bizimkiler. Bilmeyenler için söyleyeyim, bana çoğu kez “Hayır Edi” derlerdi ya, ilk ismimi söylemez oldular. Zaten ilk ismimim suçluları da onlardı aslına bakarsanız, şımartılınca abartan biriydim ben sadece.

Değişik bir hayatım oldu benim, bebektim çok sevildim sanırım çünkü ilk ağız tadı unutulmaz ya, süte her daim bayıldım. Ama biraz büyüyünce malum ırkımdan kaynaklı biraz şımarıklığıma katlanamayan ilk ailem beni atıvermiş sanırım. Kendimi bir gün yollarda çaresiz gezerken kocaman bir araba beni aldı ve çok kötü bir yere götürmüştü. O kadar kötü bir yere götürülmüştüm ki, o kocaman arabalardan ölene kadar hep korktum. Sonradan öğrendim ki, barınakmış orası. Büyük boy, küçük boy bir dolu köpek ile beraberdik. Üç günde bir adamın biri gelip bir ekmek atıp gidiyordu, kavgada kazananındı o ekmek. Çok aç kalınca savaşıyordum mecburen, bu yüzdendi kaşımın üstündeki façam.
Çok mutsuzdum, kakam ile yemeği aynı daracık yerde yaşıyordum. Ta ki bir gün insanlar geldi, sevgi dolu insanlar, hissettim sevgilerini. Az biraz zaman geçti ki, o insanlar yine geldi, o kafesten çıkarıverdiler beni. Ama bana yaklaşan o kadar çok kötü insan olmuştu ki, yine de çok güvenemiyordum.

Başımı okşadıklarında içgüdüsel hırlıyordum, çok daha fazlasındandı korkum. Diğer günlerde değişik ev ve insanlar tanıdım. Ama bir gün iki kadın gelip beni arabaları ile başka bir yere götürdüler. Üstelik götürdükleri yerde benimle kavga etmeyen, yemeğime karışmayan başka bir dost köpek de vardı.
O köpeğe Roka diye sesleniyorlardı ama ben ona da uzunca bir süre güvenemedim. O yüzden yemeğimi hep hızlı yiyordum, alışkanlık işte. Bu sürü (ailem yani) beni seviyor gibiydi ama güvenemiyordum da tam anlamıyla hala, yollara çıkıp kurtulma alışkanlığım devam etti maalesef. Kapıyı aralanmış gördüğüm an kaçmak istedim uzunca bir süre. Önceleri sürü ile gündüzleri birlikteyken yine yatışık olsam da geceleri hepsi gidince yalnızlıktan korktum , çok korktum, çok ağladım. Meğer onların iş yerleriymiş orası. Bir ay sonrasında eve gidiyordum sürü ile. Ama çok dokunulduğunda yine hırlıyordum, sonu kötü biteceği endişesi ile. Annem bana çok yavaş yaklaştı, çok uğraştı. Eve çiş, kaka yaptım, hiç kızmadı. Her seferinde başımı okşamayı bir sefer daha arttırdı.
En sevdiğim mamaları verdi, kuyruğumda mutluluk sallanmasını yine de göremeyince, oyuncaklar, ödüller aldı. Yani sevgi ile rehabilite etti… Bir gün bir baktım, ben kraldım. Her dediğim yapıldığı gibi, sürekli beni öpen bir annem vardı.

Her gece yağmur, çamur demeden dışarlarda saatlerce gezdiriyordu ki aklım zaten dışarlardaydı. Dışarlarda bir şey olmadığını anlıyordum artık. Evim ve yatağım sıcacıktı. Kapı açıldığında artık annemsiz çıkmayacaksam, bir anlamı da kalmamıştı. Bana o kadar çok sevgi ve sevdiğim her şey verilmişti ki, doğamız gereği minnettarlığım çok, çok çoğalmıştı. Annem bir odaya gitse peşinde gidiyordum, “ya beni bırakırsa”, korkum vardı artık. Ve sonraları olanlar oldu, çok emek verince annem bana, ben anneme aşık olmuştuk…
Sevgi her şeydi, ben annemden, annem de benden çok şey öğrendi. Ve annem benim gibi şanslı olmayan barınaktakilere çok acıdı ve yardımcı olmak istedi hep. Beni editör yapıp barınaktakilere ilgi çekmeyi ve mutlu etmeyi istedi en çok. Evimiz sıcacıktı, gündüzleri gördüğüm beni hiç kırmayan bir teyzem Naz ( teyze anne yarısıdır malum, kucağına çıkınca anlayıp, her koşulda beni gezmelere götürdü hep).

Çok anlayışlı bir ablam vardı, Roka (ondan çok şey öğrendiğimi itiraf etmeliyim). Babam, her daim sert görünüyor edasındaydı (en sevdiği filmi izlerken bile kimseyle paylaşmadığı koltuğuna çıkınca çaktırmadan hep masaj isteğimi yapıyordu). Annem mi? Adı üstünde annem, o beni hiç kırmadı, her isteğimi yaptı, hatta o kadar ki şımarttı beni. Yaramazlık çok yaptığımda annem hep kahkahalarla gülüyordu. Sabahları ailem ile iş yerine, akşam evimize gidiyorduk, hep beraberdik. Günler, aylar, yıllar geçti. Çok mutluydum, artık bahçeli evimiz de vardı. Annem bizim için almıştı ve son yazımız, upuzun bir arada geçmişti.
Bizim arabayı gördüm yaz sonu, tüm aile içine doluşmuş benim binmemi bekliyorlardı. Geri dönmek istemedim, önce kaçsam da ikna ettiler. Geri döndüğümde bir arada olsak da çimleri ve özgürlüğümü aradığımdan, biraz mutsuz da olmuştum. Bir hafta sonra en sevdiğim şeyi, yani uykularımı kaçıran bir acı başladı. Ve tabii ki ilk annem fark etti. Koşa koşa o sevmediğim yere götürdü, yani veterinerime. Kokusundan anlıyordum, yine iğne mi vs. korkumdan diye, dirensem de annem zorla götürüyordu.
Sonraki gecelerimde acılarımın artması ile annem o kötü kokulu başka yerlere götürmeye başladı beni. En son, dahiliye uzmanı olan bir veterinere götürmenin mutluluğunu yaşayan annem, öğrendiği ile böbreğimdeki taşı düşürme adına sabahlara kadar uykusuz, sıcak su torbaları tutmaya başlamıştı bana. Birlikte uykusuzduk artık.

Ta ki bir Pazar günü benim acılarımın artması ile annem odada bir ileri, bir geri telefonla görüşüyor, pijamaları ile başka bir ilaç getiriyor içiriyordu. İkimiz de yorgunduk. Çaresiz kalan annem, hiç tanımadığı bir veterinerden adı Aykut’muş, gece şöyle bir cümle duydu “ köpek benim köpeğim olsaydı, hiç zaman kaybetmeden Ankara’ya götürürdüm” …
Yorgun ve umudu kırılmış olan annem ve canım babam, tekrar umutlanmış ve tereddüt etmeden gece benimle yola çıkmışlardı bile. İtiraf etmeliyim, bu yol bizim yazlıktan çok daha uzundu ve mola istemeye bile halim yoktu artık. Yoksa çoktan kusmuştum ben. Yolculuk bittiğinde arabadan inince yine o kötü kokulu bir yere girdik ailecek. Ama bu kocaman , bir dolu odalı, bir dolu arkadaşımın olduğu bir yerdi. Korkardım bu kokudan hep ama bu sefer her denileni uslu uslu yaptım. Halim de yoktu itiraz edecek açıkçası. Beni abiler ve ablalar aldılar başka odalara gittik, arada canım yansa da hep okşuyorlardı. Artık okşayanın ve sevenin dost olduğunu biliyordum.

 

 

Annem öğretmişti, okşayandan korkulmayacağını. Güvendeydim yani. Bu güveni, verilen sevgiyle ilgili olduğunu düşünen veteriner Alper bey de anlamış olacak ki, benim 4 saatlik diyaliz sürecimde hiçbir köpekte görmediği, yatıştırıcısız, sakin beklememe çok şaşırdığını söylemişti anneme. “Siz ne büyük sevgi vermişsiniz Edi’ye, insanlara çok güveniyor, çok laf dinliyor” demişti. Annemle babam, her gün beni görmeye geliyorlardı ama belli etmek istemeseler de çok gerginlerdi. Çünkü bana konan teşhis tamamen yanlış çıkmıştı ve bambaşka hastalığım çıkmıştı. Çok araştırma yapıp, çabalayan annem şoktaydı. Çok zaman kaybetmiştik. İşinin uzmanlarına gelmekte geç kalmıştık. Müthiş hızlı tetkik yapıp, teşhis koyup, tedaviye geçmişlerdi bile. Çok umut vermeseler de hiç umutları da yok değildi. Annem her gün bir korku ile geliyordu, sanırım bundan gergindi. Çevremde herkes elinden gelenin fazlasını yapmasına rağmen, benim savaşma gücüm maalesef azalmıştı. Yemek bile yiyecek halim kalmamıştı. En son konuşmayı Alper abim çok üzgün olarak annemle yaparken, annem ağlıyordu.
Dedim ya beni en iyi annem anlar diye. Evime, yatağıma gitmek, annemle uyumak, sadece uyumak istiyordum. Annemin ricası ile zaman kazanmak için son bir diyalize girip, sabah yola, evimize gidecektik. Ama sabah beni annem almaya geldiğinde göremediğimi de anladım, kör olmuştum. Annem çok daha üzüldü. Oysa ki başımı okşayınca o sıcacık duygu benim mutlu olmama yetiyordu hala. Uzun süre uykudan sonra, mis kokulu evimde, yatağımda uyandım. Annem ile her gün konuşan Aykut abimi hiç göremesem de her gün benim yanıma gelmesi ile tanıdım, çok sevgi doluydu. Roka, Naz, babam, annem, canım ailem yanımdalardı, mutluluğumu anlatabilmek için, yattığım yerden kuyruğumu sallıyordum. Bu bir teşekkürdü, benim teşekkürümdü. Hepsi de bana çok mutlu bir hayat vermişlerdi.
Onlar benimle vedalaşsalar bile, ben onlarla vedalaşmadım. Çünkü tekrar onlarla buluşacağıma emindim. Aykut abim geldi sonra, annem bana sarıldı, ağlıyordu. Onun o sıcacık elleri yine beni okşarken yine içim sıcacık olmuştu, sonra derin bir uyku bastırdı beni…

Bir Cevap Yazın