DİKKAT: Bu yazı size pozitif değer katabilir… 😉 TİYATRO, YEŞİLÇAM ve USTA SANATÇILAR…

Bazı değerler vardır ki görünürler, bilinirler fakat öne sürülenlerin, lanse edilenlerin, adeta servis yapılanların, popüler oldukları için afişlere ismi kocaman yazılanların arkasında kalırlar. Onlar bizlere kahraman olarak sunulanların arkasındaki gerçek kahramanlardır. Sanatın içinde ya da dönemsel olarak yerel sanatseverler tarafından bilinmişler, tanınmışlar ve sanatlarıyla takdir toplamışlardır. Bizler onları sadece ekranlardan bilirken, yaşı ortalama elli beşin üstünde olanlar da önce sinema sonra ekranlardan tanıyıp bilirler. Gene yaşı elli ve üzeri olan az sayıdaki sanatsever ve özellikle de tiyatro seyircisi de bu kişilerin bir kısmını tiyatro sahnelerinden hatırlar.

Genel itibariyle insanlar bu sanatçıları çoğu tiyatro sanatçısı olduğu halde, özellikleriyle, kültürleriyle, ürettikleriyle ve deneyimleriyle tanımıyor ve bilmiyor. Aydın sanatçı kimliği taşıdıklarının, çok önemli değerler olduklarının farkında bile değiller. Birkaç satır önce yazdığım gibi genel itibariyle toplum ve özellikle de yeni nesiller onları filmlerde canlandırdıkları tipler, giydiği kostümler, kişilikler, şive konuşan yöre insanları olarak tanıyor ve biliyor. Hatta onları gerçek hayatlarında da sanki filmlerdeki tip kişiliğinde yaşıyorlarmış gibi algılıyor. Ardında bıraktıkları eserlerde, yarattıkları tip ve karakterlerin gölgesinde yitip gittikleri zaman da; son dönemin modası sosyal ağlarda resimlerini paylaşıp altına “ o da gitti, büyük sanatçıydı” yazıyorlar. Vicdanımızı ne kadar rahatlatıyor bilemiyorum. Dilenciye sadaka vermeye benziyor. Yolda bir dilenciye para verdikten sonra kendimizi vicdanen hayırlı bir iş yaptığımıza inandırıp, kısa bir süre için huzurlu hissederiz ya, bu da o hesap.

Popüler olan kişilerin şeceresine kadar bilen yurdum insanı, birçok önemli değeri göz göre göre, gönül kabul ede ede es geçerken, ayıp da ediyor. Bizlere tiyatroyu, sinemayı dolayısıyla sanatı sevdiren, arka planda gibi görünen, aslında hep ama hep ön saflarda yer alan bu gerçek sanatçıları gerektiği değerine ulaştıramadık ve ulaştıramıyoruz. Yarım yüzyıldır popüler kılınan, ekol olduğuna inanılan, inandırılan, bence şişirilmiş ve konvansiyonelleşmiş bazı sanatçıların sadece isimlerinin zikredildiği yerlerde bile, ne olursa olsun topyekûn kabul gördüğü bir dönemde yaşıyoruz. Politikacıların “koltuğa ceketimi atsam kazanır” klişesine benzedi bu…

Örnekler var. O yaptı, o gitti, o baktı, o yanından geçti, o ismini verdi diye sanat değeri taşımayan ve taşımayacak eserin, topluluğun, üretimin ayakta alkışlandığı ve çok değerli sayıldığı gerçeğini de yadsıyamayız. Çıkarları için ya da anlamasa da bilmese de ya da o konuda kültürel alt yapısı, sanat tüketimi az olsa da ahkâm kesen cesaretli cahillerin, önünde eğilip de saygı duyduğu popüler otoriteyi reddediyorum. Buna karşı, binanın yapı taşları olduğunu düşündüğüm bu gerçek değerlerin, tüm içtenlikleri ve özverileriyle bulundukları yapıların ( eser, proje, yapım…) paslanmaz çelik vidaları da olduklarını hatırlatmak için bu yazıyı kaleme aldım.

Adile Naşit, Aliye Rona, Cahide Sonku, Neriman Köksal, Suna Pekuysal, Tomris Oğuzalp, Hulisi Kentmen, İhsan Yüce, Nubar Terziyan, Ali Şen, Vahi Öz, Erol Taş, Fikret Hakan, Münir Özkul, Cevat Kurtuluş, Sami Hazinses, Necdet Tosun, Öztürk Serengil, Ünal Gürel, Dinçer Çekmez, Selim Naşit, Sadettin Erbil, Tekin Akmansoy, Ahmet Mekin, Zihni Göktay, Sezai Aydın… Oyunları, senaryoları yazanların, yönetenlerin, başrollerini paylaşanların, arka planda harıl harıl çalışan işçi ve teknisyenlerin haricinde bir de diğer tarafa dönüyor, kaleme aldığım bu isimlerin önünde büyük bir saygıyla eğiliyorum. Önemli sahne ustalarımdan biri olan, bana bu sanatı sevdiren rahmetli Erol Güçer ustamın bana devrettiği çok önemli bir mirasa sahip olmanın büyük gururunu yaşıyor ve taşıyorum. İzmir’den ayrılırken Erol Güçer’e de ustasının miras olarak bıraktığı, içinde her ikisinin de kullandığı malzemelerin olduğu bir çantadan, makyaj çantasından bahsediyorum.

Değerli ustamın çok değerli ustası yıllarca bu çantayı kullanmış. Çırağına devretmiş. O da yıllarca gururla kullanmış. Üstelik bu ustaların ustasının kariyeri de başarılarla dolu. Oynadığı oyunlar, rol aldığı filmler, yönettiği filmler, yönettiği oyunlar, yazdığı senaryolar, en iyi yardımcı oyuncu ve en iyi erkek oyuncu olmak üzere aldığı iki Altın Portakal Ödülü, yani dolu dolu bir sanat yaşamı… Kibar Feyzo’nun, Çarıklı Milyoner’in, Şabaniye’nin ve daha bir sürü filmin senaryosunu yazan büyük usta. Birçok kişinin internete girip de resmine baktıktan sonra “ tabi ya, tanımaz mıyım” diyeceği aydın ve kültürlü bir sanatçı: İhsan Yüce. Gerçek sanatçıların ölümsüz olduğunu gösteren bir abide… Tıpkı diğer isimlerini yazdığım ve dolayısıyla size okuttuğum sanatçılarımız gibi.

Kaynak: Tarkan OSOY’un geçmiş tarihli köşe yazılarından alınmıştır.

Bir Cevap Yazın