Güle sorma o bilmez

 Erkan SEVİNÇ

Müzisyenleri yıllardır ayakta tutan, sinemacıların tiyatrocuların yüzünü güldüren, şairleri ve yazarları yoktan var eden bir şey aşk… Aşk üzerine şarkılar şiirler filmler bol… Kasım ayındayız ya misal “Kasımda Aşk Başkadır” filmi… Ya Aragon’un meşhur “Mutlu aşk yoktur” şiiri… Ya da şöyle klasiklerden “Güle sorma o bilmez aşkı sevdayı” şarkısı… Aşk doktoru değilim ama sizlere biraz aşktan söz edeceğim..

Bu aşk bize nerden gelmiş, nerden kafamıza esmiş, aşık olmak da neymiş? diye psikoloji öğrencisi Halil Babacan oturmuş ciddi ciddi araştırma yapmış. Sonuç “Aşk instagramda başlar. Takipleşirsin Twitter’a geçersin. DM’den numarasını alırsın, Whatsapp’a geçersin. Her gün yatmadan önce Facebook’ta büyüyen bir duygudur aşk. Tabii interneti birileri kesmemişse” çıkmış..

Sinirbilimcilere göre aşk, ilk görüşte aşk fenomeniyle ilgili. Beyin ilk başta fiziksel çekiciliğe ve görsel beğeniye bakıyor. Yani “ben fiziğe bakmam göbekli erkek, erkeğin hasıdır zaten” diyen hatunlar aslında yalan söylüyor. Tabi ileri de entelektüel birikiminizle, kişiliğinizle birilerini aşık etmeniz mümkün.

Şöyle hormonlarımıza bakalım. Dopamini bilirsiniz, aşık olmak dopamini arttırıyor, bu da bizi ödüllendiriyor. Ödüllendirilince kafayı o kişiye takıyorsunuz. Aynı bir madde bağımlısı gibi. Tabi terk edilince de bu iş tersine. bu kez Oksitosin… Serotonin ise aşık olduğumuzda azalıyor. Depresyonda da serotoninin aşık olan bünyeye melankoli verdiği, onu yemeden içmeden kestiği düşünülüyor. Vazopresin ise erkeklerde diğer hemcinslerine karşı saldırganlığı tetikleyen bir hormon. Bu da erkek saldırganlığını ve kıskançlığını açıklayabiliyor.

Diyeceğim vücudun durumuna göre hormonlar salgılanıyor, beyinin bazı bölgeleri aktif çalışmaya başlıyor. Yani öyle her zaman da aşık olunmuyor. Kafan güzelse ağaç da güzel gelebiliyor bazen o yüzden dikkat etmek lazım… Beynimizin bazı bölgeleri fındık tanesi büyüklüğünde. Yani fındık tanesi büyüklüğündeki yer yuvalar kuruyor, yuvalar yıkıyor. Beynin frontal bölgesini (ön taraf) sıkı bir şekilde çalıştırıyorsunuz aşık olunca. Aşığın içi içine sığmama hali buradan kaynaklanmakta.

Pek çok aşık kişiye sorduğunuzda ‘tesadüfen oldu’ diye yanıtlar sizi. Uzmanlarsa bu konuda yapabileceğiniz basit şeyler olduğunu söylüyor. Mesela, dışarıya açılmak, bir arayış içersinde olduğunuzu diğerlerine belli etmek işe yarıyor. Bilimsel olarak da önemli olan, dopamin sistemini harekete geçirmeyi başarmak! Küçük bir yakınlaşma bile aslında beyindeki dopamin seviyesini yükseltebiliyor.

Çiçeği burnunda aşıkların çoğu zamanlarını sevdikleri insanı düşünmekle geçiriyor. Bu onların kişisel beyanı. Beyinlerindeki milyarlarca sinir hücresinde kalp çarpıntıları uçuşuyor. Bu durumu Amerikalı antropolog Helen Fisher yaptığı bir klinik çalışmayla kanıtladı zaten. Deneklerinin beyinlerindeki kan akışını gözlemleyen Fisher’in vardığı sonuç şu, tutku ne kadar artarsa, beyinde heyecan ve keyif duygusunu salgılamaya yarayan hormonlar daha çok uyarılıyor ve aktif hale geliyor.

‘Zen ve aşık olma sanatı’ kitabının yazarı, psikolog Brenda Shoshanna’ya göre aşık olmak dünyanın en gerçekçi, dürüst ve olgun eylemi. İnsana yaşam enerjisi veriyor, kendini olumlu olarak koşullandırmayı sağlıyor. Aşkın kuralı, kanunu yok. Nasıl aşık olurum diye bakabileceğiniz bir yol gösterici kitap da bulamazsınız.

Hani derler ya fala inanma falsız da kalma… Aşka inanmayın ama aşksız da kalmayın!

Bir Cevap Yazın