Kamboçya – 1

Mekong nehrindeki yolculuğumuzun ilk durağı Vietnam Gümrüğü. Teknede olan bavullarınızı kontrol etmiyorlar. Elinizde çanta gibi bir şey varsa sadece onu kontrol ediyorlar. Gümrük tamamen formalite; evrak kaydından başka bir olgu değil. İşlemler bitince tekrar teknemize binip 250 metre ilerideki Kamboçya gümrüğüne girdik.

 

 

 

 

 

Kamboçya gümrüğünde biraz oyalandık çünkü her kayıt elle gerçekleştiriliyor. Kurallar enteresan; pasaportunuzda 3 bos sayfa olmalı yoksa ülkeye giriş yapamazsınız. Bu işlemler sırasında sıkılmıyorsunuz çünkü, gümrük bölgesinde bile   bir tapınak var.

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Bu arada bir mango ağacı gözüme çarpıyor. Sıcakkanlı gümrük memurlarının göstermesiyle mangoların nasıl toplandığını da öğrenmiş oluyorum. Uzun bir sopanın ucuna bambudan yapılmış sepet şeklinde bombeli bir yuva yerleştiriyorlar.  Ağzı açık sepetin içine mangoyu koyup kendinize çektiğinizde mango yuvanın içine düşüyor ve siz de afiyetle yiyorsunuz.

 

 

 

 

 

 

Gümrük memurları ile hatıra fotoğrafı çektirdikten sonra teknemize Kamboçya bayrağını asıp yola devam ediyoruz. Fotoğrafçı arkadaşım Ahmet Özbaş da bu anı ölümsüzleştiriyor.

 

 

 

 

 

 

Gümrükten ayrıldıktan sonra delta kenarındaki renkli yaşam aynen devam ediyor. Ve 4 saatlik nehir yolculuğumuz sona eriyor ama benim nehir kavramım değişiyor. Nehir bazen o kadar genişliyor ki, bulunduğumuz yerden karşı sahili zor görüyoruz.

 

 

 

 

 

 

Nehir yolculuğunun tam 4 saat sürmesine rağmen zamanın nasıl geçtiğini anlayamıyoruz. Nehir kenarında izlenecek ve fotoğraf çekilecek o kadar çok obje var ki. Keyifle geçen yolculuk sonunda Kamboçya’nın başkenti Phnom Penh’e varıyoruz ve kaptanımızla vedalaşıyoruz.

 

 

 

 

 

 

Kamboçya ya giriş yapmışken ülke hakkında kısa bir bilgi aktarmak istiyorum. Benim de felsefem olan ‘Hayat bir gündür o da bu gündür.’ felsefesinin uygulandığı bir ülke. Kamboçya’da sosyalizm hakim ama çok sevdikleri kralları da var.

 

 

 

 

 

 

Yaklaşık 15 milyon nüfusa sahipler. Komşuları Vietnam ve Laos. Geçim kaynağı pirinç ve turizm ağırlıklı. Kralın partisi etkin olduğu için krala yakın olanlar zengin oluyormuş. Ülkede birden fazla parti var ancak muhalefet etkin değil.  Halkın  %90’ı   Budist. Son derece abartılı ibadet yerleri var. Halk % 90 Khmerlerden oluşuyor. Kalanı Çam ve Vietnamlılardan oluşuyor. Ayrı bir ırk ve kısa boylular. Ülkede kızıl Khmerler tarafında gerçekleştirilmiş ölüm tarlaları var. Kızıl Khmer Pol Pet rejimi herkesi isçi diye bu tarlalarda çalıştırmış ve 3 milyon kişiyi burada öldürmüşler. Halen kafatasları duruyor. Fotoğraflamak istemedim. Merak edenler internetten bu konudaki vahşet fotoğraflarına ulaşabilirler.

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

12 yıllık zorunlu eğitim/öğretim var ama ücretsiz. Okuma oranı da % 75 civarında. Khmer alfabesi kullanıyorlar ama bu alfabe çok zor okunabiliyor. Sadece rakamlar Latin. Ön tarafı motosiklet, arkası da fayton benzeri taşıma aracı ülkede çok yoğun ve adına da tuktuk diyorlar. Kahvesi meşhur ama mantar çayı ondan daha da ünlü. Yemekleri et ağırlıklı ve oldukça lezzetli.

 

 

 

 

 

 

Phnom Penh’e akşam saatlerinde varmamıza rağmen şehri gezmekten de geri kalmadık.Kraliyet ailesinin fotoğrafları neredeyse her yerde. Yeşil alanlarda halk özgür şekilde oturup keyifli vakit geçiriyorlar. Şehrin önemli tapınağına gidip orayı görmekten de çok keyif aldım diyebilirim.

Günün yorgunluğunu ayağıma yaptırdığım masaj ile sonlandıracağım derken masaj koltuğunda uyumuşum :) Masaj, daha doğrusu şekerleme sonrası güzel bir akşam yemeğini hak ettik.

 

 

 

 

 

 

Ülkenin bol çeşitli yemeklerinden kesitleri yerli vatandaşların masalarına bakıp kopya çektim. Sonra da gözüme hoş görüneni seçip yedikten sonra oteldeki yatağımın çağrısına uydum.

 

 

 

 

 

 

Otelimize doğru yol alırken kaldırım lokantalarının çoktan kurulmuş olduğuna, çeşitli yöresel yemeklerle de halka hizmet vermelerine tanıklık ediyoruz. Şehrin otel odasından ışıl ışıl manzarasına bakıp etkilenmemek imkansız.

Sabah rüya şehir Siem Reap’a uçmak için erkenden hava alanına transfer olduk ve pır pır uçakla başkentten ayrıldık.

Bir Cevap Yazın