Rengarenk Bir Röportaja Hazır Olun!

Dizi sektörü geliştikçe, çekilen dizi sayısı arttıkça İstanbul’da dizi çekilecek mekan bulmakta zorlanan ve değişik görselliğe ihtiyaç duyan yapımcıların adresi haline gelen İzmir, bu yıl bir çok diziye ev sahipliği yapıyor. Bunlardan biri de henüz yayınlanmadan adı gibi “rengarenk” bir dizi olacağını hissettiren Rengarenk dizisi… Dizi, geçtiğimiz günlerde ATV ekranlarında yayına başladı.

Rengarenk, bir yanda aşka ve kadınlara inancını yitiren Can, diğer yanda ülkenin şöhretli yıldızlarından Renk’in romantik komedi tadındaki hikayesini konu alıyor. İzmir, Karşıyaka ve çevresinde çekilen dizinin ilk bölümünde genç oyuncular sıkı birer Karşıyaka Spor Kulübü taraftarı. Dizide, Karşıyaka Spor Klübü forma ve atkılarıyla Kaf Sin Kaf sloganları atan genç oyuncular, basketbol maçını da heyecanla izliyor.

Başrollerini Selin Şekerci ve Kaan Taşaner’in paylaştığı dizide, bir çok ünlü oyuncu rol alıyor. Bu ünlü oyunculardan, İnci Türkay, Şükrü Türen, Sertan Erkaçan ve Funda Güray ile dizi, sektör ve Karşıyaka hakkında rengarenk bir röportaj yaptık. Keyifle okuyacağınıza inanıyoruz…

Rengarenk dizisi 15 Temmuz darbe girişiminden sonra isim değişikliği yapıp yayından kaldırılmış olsa da usta oyuncularla yaptığımız röportajı sizlerle paylaşmak isteriz…

Kendinizden bahsedebilir misiniz?

İnci TÜRKAY: 15 Temmuz 1972 doğumlu­yum. İzmir Karşıyakalıyım. Türkiye’nin beni ta­nıdığı dizi Sihirli Annem dizisidir. Haluk Bilginer ile oynadığım Cuma’ya Kalsa dizisi, Teyze Anne, Köstebekgiller, Kızım İçin, Arkadaşım Max gibi birçok projede yer aldım. Devlet Tiyatrosu oyuncusuyum.

Şükrü TÜREN: Şükrü Türen, İzmir’liyim, Ankara’da büyüdüm, İstanbul’da yaşıyorum. Mimar Sinan Üniversitesi Devlet Konservatua­rında Mükerrem Berk ile flüt çalıştım, bu sıra­da İstanbul Şehir Tiyatrosu’na müzisyen olarak girdim. Birkaç ay sonra tamamen tesadüf eseri, Münir Özkul’un, Şener Şen’in, İlyas Salman’ın rol aldığı “Sersem Kocanın Kurnaz Karısı” adlı oyunda minicik bir Kahveci rolüyle oyunculuğa terfi ettim… Yeniden sınava girip Tiyatro Bölü­müne geçtim ve bu bölümden mezun oldum. İstanbul Şehir Tiyatrosunda neredeyse bütün ömrüm geçti desem yeridir. Son yıllarda Haliç Üniversitesi’nde hocayım; Tiyatro Bölümünün yanısıra Opera ve Türk Sanat Müziği bölümle­rinde lisan ve lisan üstü öğrencilerime dersler veriyorum… Ve yolculuk devam ediyor işte…

Sertan ERKAÇAN: Aslen İstanbul doğum­luyum ama köken Arnavut! Antalya’da büyü­düm… Sonra tekrar okul için İstanbul’a dön­düm. İşte yani biraz karışık durumlar…

Funda GÜRAY: Merhabalar ben Funda Güray, 27 yaşındayım. Doğma büyüme İstan­bullu’yum. Kocaeli Üniversitesi’nde İşletme Bölümü ve aynı zamanda Reklamcılık Bölümü okudum. Şimdi de Haliç Üniversitesi Konserva­tuarında Oyunculuk yüksek lisansı yapıyorum. Rengarenk dizisinden önce Paramparça ’da Zeynep, ruhumun aynası dizisinde Ebru karak­terlerini canlandırdım ama siz beni daha çok reklamlardan tanırsınız.

Sanıyoruz ki Rengarenk dizisi birçok diziden farklı bir konuyla karşımıza çıkacak… Dizi­nin konusunu sizden dinleyebilir miyiz?

İnci TÜRKAY: Rengarenk dizisi diğer diziler­den çok farklı bir konuyla karşınıza çıkıyor. Konu olarak, piyasadaki ünlülerin hayatını anlatıyor. Herkesin artık çok ilgilendiği dizi oyuncularının çelişkileri, kaprisleri, umut ve umutsuzlukları ve naif bir aşk hikayesi var. Yan karakterlerin de bir sürü hikayesi var. Romantik bir komedi diyebi­liriz.

Rengarenk dizisinde izleyiciyi en çok ne ek­rana çekecek?

İnci TÜRKAY: İzleyiciyi ekrana en çok merak ettikleri bu dünya çekecek. Çünkü Türk izleyici­si çok fazla dizi izler oldu ve dizi oyuncularının hayatlarını, menajerleri, entrikaları ve arkada dönen işleri çok merak ediyor. Rengarenk di­zisinde de bu oldukça açık bir şekilde veriliyor. Şöhretin mutluluk vermediği paranın her şey demek olmadığı gibi aslında hepimizin çok iyi bildiği gerçekleri ekrana getiriyor ve bunları izle­mekten seyirci keyif alıyor.

Sertan ERKAÇAN: Bence samimiyet… Biz­de sadece yakışıklı sadece kameraya rol kesen başroller yok, gerçekten oyuncularla dolu bir kadro ki, bunun da artısını göreceğiz bence.

Funda GÜRAY: Bizim dizimizin enerjisi çok güzel herkes işini severek yapıyor, oyuncu eki­binden kamera arkasındaki tüm ekibe kadar bu da ekrana tabi ki sıcaklık olarak yansıyor ve izle­yiciyi çekiyor diyebilirim.

Sektörde bir çok dizi çekilirken sizin Renga­renk dizisinde rol almanızın nedenleri nedir?

İnci TÜRKAY: Bana teklif edilen Zerrin ka­rakterinin bugüne kadar oynadığım bütün ka­rakterlerden çok farklı, ters köşe bir karakter olması. Ben bir tiyatro oyuncusuyum ve tiyatro sahnesinde birçok değişik rol oynadım. Ancak TV izleyicisi beni hep cici, şeker bir anne olarak tanıdı. Zerrin böyle bir karakter değil. Dolayı­sıyla ilk kez böyle bir karakteri canlandıracağım için bu dizinin kadrosunda olmayı kabul ettim.

Sertan ERKAÇAN: Hem senaryo hem Ke­rem Çakıroğlu hem de rol arkadaşlarım. Ço­ğuyla önceden tanışıyoruz ve bu çok etkili oldu.

Funda GÜRAY: İşi kabul etmemdeki en bü­yük etken Derin karakterini oynayacak olmam. Şimdiye kadar canlandırdığım karakterlerden çok farklı ve eğlenceli biri Derin. O yüzden çok heyecanlandım bana geldiğinde açıkçası, ilk baş­larda biraz çekindim tabi çünkü benden 8-9 yaş küçük ve çok enerjik bir tip bense sakin karak­terler canlandırdım en son anneyi oynuyordum üstelik ama şimdi iyi ki Derin’i ben oynuyorum diyorum.

 

Dizideki rolünüzü anlatabilir misiniz? Rolünüze nasıl çalışıyorsunuz?

İnci TÜRKAY: Zerrin, umutsuzlukları olan, hayattan beklediğini alamayan, yaşı gereği arka planda kalmış, aldatılmış, teselliyi alkolde arayan mutsuz bir kadın…

Şükrü TÜREN: Dizide Can’ın emekli öğret­men babasını oynuyorum. Değerli meslektaşım Şebnem Doğruer ile birlikte sıcak, sevimli bir aile atmosferi yaratmaya çalışıyoruz…

Sertan ERKAÇAN: Ege vurdumduymaz, pa­rası olan ama parasını hayatı daha güzel yaşamak için kullanan bir adam. 2 tane kafesi var çok şık ve gezgin döşenmiş kafeler. Adı da gezgin zaten Ege’nin de ruhunu yansıtıyor biraz…

Funda GÜRAY: Derin pek dünya galesiyle uğ­raşmayan kendini astrolojiye ve ünlülerin hayat­larına vermiş bir genç kız. Deli dolu içi içine sığa­mayan genç bir karakter. Çok saf aşk konusunda çünkü şimdiye kadar karşılıklı bir aşk yaşamamış, beyaz atlı prensini arıyor ama yanlış yerlerde. Ben karaktere çalışırken analiz çıkarmak falan bir ke­nara bu yaşlardaki bu tip kızları gözlemledim ve bu aşamada bana çok yardımcı olan Uğur Demir­pehlivan’a da çok teşekkür ederim beraber kısa sürede olsa çalıştık Derin için.

Tabi dizide gençler kadar tecrübeli oyuncular da bulunuyor… Onlarla aynı projede yer almak nasıl bir duygu? Sizlere artıları nelerdir?

İnci TÜRKAY: Gençlerle beraber olmak tabii ki çok keyifli. Hepsi çok saygılı, işlerinde disiplinli pro­fesyonel oyuncular. Bu projede Şebnem Doğruer ile birlikte olmak benim için çok önemli. Çünkü Şebnem hanım benim İzmir Devlet Tiyatrosu’nda idolümdü. Onun oyunlarıyla oyuncu olmaya ka­rar vermiştim. Hakikaten çok iyi oyuncudur, onun ötesinde çok iyi bir insandır. Benim için iyi oyun­cu olmak arka planda gelir önce iyi insan olmak gerekir. Keza Şükrü Türen de aynen öyle. Diğer gençlerle de birlikte olmaktan çok mutluyum.

Funda GÜRAY: Özellikle de onlarla çalışmak beni çok heyecanlandırıyor. Çünkü sohbet etmek bile insanın zihnini açarken aynı işin içerisinde yer almak büyük bir tecrübe oluyor. Ben bu konuda çok şanslıyım şünkü annemi Şebnem Doğruer babamı ise Şükrü Türen gibi iki usta oyuncu can­landırıyor. Beraber olan sahnelerimizde hem çok eğleniyoruz hem de çok keyifli çalışıyoruz iyi ki birlikte çalışma fırsatım oldu diyorum.

Dizide birbiriyle daha önce başka işlerde rol almış olan isimler de var. Bu durum belki de oyuncuların daha çabuk adapte olmasını sağla­yacak ve bu enerjiyi izleyiciye geçirecek…

İnci TÜRKAY: Elbette daha önce bir arada ça­lışmış olan oyuncuların bir arada olması bir avan­tajdır. Birbirlerinin handikaplarını, artı-eksilerini, tepkilerini bilirler. Onun için kaynaşma süresi kı­salır. Biz de birbirimizi tanıdıkça ona göre oyun veririz, birlikte bir iş çıkarmaya çalışırız. Bu bir ekip işi çünkü. Herkesin bir arada el ele yapması ge­reken bir ekip işidir. Dolayısıyla hepimizin bir aile gibi olması işi pozitif yönde çok etkiler.

Sertan ERKAÇAN: Evet İbrahim Kendirciyle 25 senedir dostuz, Selin Şekerciyle 4. işimiz, Ümit İbrahim eski ev arkadaşım, Kerem Çakıroğlu ile üçüncü işimiz, İnci Balabanoğlu’yla 2. İşimiz… Dolayısı ile tüm arkadaşlar bir ise toplanınca daha samimi bir ortam oluşuyor bence bu ekrana da yansıyor.

Funda GÜRAY: Evet olabilir ben de İbrahim Kendirci’yle daha önce çalıştım birbirini daha ön­ceden tanıyarak işe başlamak adaptasyon sürecini kısaltıyor. Ama ekip öyle şeker ve tatlı ki hemen kaynaştık diyebilirim.

İstanbul dizi şehri oldu denilirken, bu yıl bir­den fazla dizinin seti İzmir’de kuruluyor. Sizce bunun nedeni nedir? Dizi sektörü açısından iki şehri karşılaştırabilir misiniz?

İnci TÜRKAY: Evet İzmir’de çok dizi çekilme­ye başlandı. İstanbul, artık o kadar çok dizi var ki, mekanlar çok görülmeye başladı. İzmir bu konu­da daha bakir ve İzmir’in çok güzel mekanları ve manzaraları var. Bunun bir tek zorladığı tarafı bi­zim hepimizin hayat düzeninin İstanbul’da olması, gidip gelmek, ailelerimizi orada bırakmak, diğer işlerimizi askıya almak gibi negatif tarafları var. Ama Türkiye’nin her şehri ayrı ayrı güzel bunun için setlerin değişik yerlerde kurulması çok güzel. Güzel İzmir’imizin de dizilerde görülmesi ve ta­nınması çok avantaj.

Şükrü TÜREN: İstanbul’un görülmedik köşesi kalmadı artık, ayrıca film için TV için birçok ne­denden dolayı çok zor bir şehir. İzmir, seyirciye her zaman sıcaklığı ve içtenliği ile özel bir tat veri­yor. Aynı şeyi bütün Ege için söylemek mümkün… Ancak ben tarafım, İzmir’liyim, İzmir söz konu­su olunca, objektif olamıyorum maalesef! İzmir daha, çok daha büyük bir marka olacak, bundan eminim…

Sertan ERKAÇAN: Trafik yok :) İstanbul’da za­manınızın çoğunu yollarda harcıyorsunuz. Burada öyle değil… E zaman da bizler için çok önemli! Ayrıca İzmir’de çok güzel resim veren yerler var Alsancak, Karşıyaka, Göztepe, Urla, Seferihisar, Çeşme Alaçatı vs. Bu mekanlar kameraya güzel geçiyor. Tercih edilmesinin sebebi de bu olabilir…

Funda GÜRAY: Yazın başlayacak işleri şehir dı­şında çekmek izleyici için diziyi daha cazip hale ge­tiriyor, yazlık ve farklı mekanlar. Alışılmış İstanbul manzarasındansa başka bir şehir farklı bir görsel demek oluyor.

İzmir ve Karşıyaka ile diziden önce bir bağı­nız bulunuyor muydu? Karşıyaka sizce nasıl bir şehir?

İnci TÜRKAY: Ben Karşıyakalıyım, 35,5. Hatta İzmirliyim bile demem. Bütün ailem neredeyse Karşıyaka’da. Hep özlediğim ve her fırsatta gel­mek istediğim bir yerdir Karşıyaka. Karşıyaka’m bir tane.

Şükrü TÜREN: İzmir’liyim, Ankara’da büyü­düm, İstanbul’da yaşıyorum. Bütün ailem İz­mir’de, eğitim dönemleri dışında her zaman İz­mir’de, büyük çoğunlukla Karşıyaka’da bulundum. Hayatımın en güzel günleri Karşıyaka’da geçti diyebilirim. Hatta bir yıl Karşıyaka Erkek Lisesi’n­de okudum. Tarih öğretmenim Sabahat Hanım, sonraki formasyonumda en belirgin etken oldu. Başka bir deyişle hayat çizgim Karşıyaka’da çizildi… Sınıf arkadaşım Bestem Işıközlü Türen ile evlen­dim. Artık eşim, oğlumuz Kaan Deniz Türen ile bir ayağımız İstanbul’da diğer ayağımız anneciğim ve kızkardeşlerimin yaşadığı Urla’da hayatımızı sürdürüp gidiyoruz işte…

Sertan ERKAÇAN: Valla hiç yoktu. Hala da çok gezemedim ki çalışmaktan :( ama methinizi çok duyuyorum meşhur 35,5’lular olarak :) En kısa zamanda oralarda görüşürüz.

Funda GÜRAY: Halamın Seferihisar’da çok şirin evi var daha önce oraya gelmiştim tabi tatil için Çeşme ve Alaçatı’ya defalarca geldim ve çok se­viyorum özellikle Alaçatı’yı. Bir de Ege’de Şeflerin İftar Sofraları programım zamanı İzmir’de bulun­dum. Ama Karşıyaka’da pek dolaşma fırsatı bula­madım maalesef ama bir süre daha İzmir’de oldu­ğumuza göre muhakkak Karşıyaka’lı da olacağım :)

 

Bir Cevap Yazın