Kadın Cinayetlerinin Ardında Kalan Çocuklar: “YAĞMURLARDA YIKANSAM”

Röportaj: Selda Kapancıoğlu

DSC_0172Türk sinema ve televizyon tarihinde yönetmen koltuğundaki yerini bu kadar erken sağlamlaştırıp ilk uzun metraj sinema filmiyle hafızalarımıza kazınmaya hazırlanan Yepyeni bir kadın yönetmen Gülten Taranç geliyor. Aynı kolejden mezun olduğum, farklılığını o yaşlardan beri hissettiğim bir arkadaşım. Seneler sonra bizi bu röportaj, Taranç&Taranç film şirketinde buluşturdu. Yanında da filmin karakterlerine tek tek hayat veren aslen İstanbullu ama ruhu İzmirli başarılı senarist Çağla Canbaz’ı tüm kamera arkası ve önündeki ekibini en iyi şekilde temsilen sohbetimize dahil etti. Siz değerli okuyucularımız için ben de onları uzun uzun keşfetmek, bilmediğim yönlerini sizlerle paylaşmak istedim. 

DSC_0164

Biyografik bir açıklamadan çok seni biraz daha ayrıntılı tanıyalım istiyorum. Gülten Taranç kimdir?

Doksan doğumluyum, İzmirliyim, ikizler burcuyum. Sinema aşığı bir kadın diyebiliriz. Ben sanatın içinde büyüdüm; annem de babam da bu işle uğraştığı için bugüne kadar zaten belli bir alt yapıdan, bir ekolden geliyorum. Taranç ailesi ekolü… Lise yıllarımda müzikle uğraşıyordum, daha sonra fotoğrafçılığa yöneldim derken bütün zanaatların karışımı olan sinemaya bulaştım. Dokuz Eylül Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi Film Tasarımı Bölümü, Yönetmenlik Anasanat Dalı’nda aldığım eğitimin ardından Marmara Üniversitesi Sinema Televizyon Bölümü’nde yüksek lisans yapmaya başladım. 2006 yılında, daha lisedeyken filmler çekiyordum; üniversiteye başladığım yıl 2009’da tamamı buldum, kadın sorunlarıyla ilgilenmeye başladım.

IMG_6323 kopya

Sanatla iç içe bir ailede büyümen bu bölümü seçmende etkili oldu mu?

Şimdi bunu bilemeyiz ama ruhumda vardı. Zaten herkes bununla ilgili bir şey okuyacağımı biliyordu. Ben de biliyordum ama dalı seçmekte zorlandık. Biraz babamın yönlendirmesi ile oldu diyebilirim. Babam: “Sende göz var” dedi. Ben de babama “Herkeste göz var” dedim. “Yok, öyle değil, sinema gözü var” dedi.

IMG_4519

Çağla, filmin türü ve konusuna değinecek olursak bize neler söylemek istersin?

Aslında gerilim de var filmin içinde. Psikolojik gerilim gibi, ama bir yandan dram da var. Trajikomedi de var.

IMG_3517

Peki, diyelim “Yağmurlarda Yıkansam” iyi bir seyirci kitlesi yakaladı, böylesine uzun bir projeye kısa vadede yeniden el atar mıydın?

Hemen ikinci film geliyor o zaman. Tabi düşünürüm.

A071C002_150822_R2H4.mov.Still001

Ne kadar sürede çekildi?

18 günde
Gülten: Hani sana hikayeyi nasıl getirdim onu biraz anlat Selda’ya Çağla.
Çağla: Zaten Gülten 3 yıl boyunca bu hikaye üzerinde sürekli düşünüyordu ve biz sürekli hikaye üzerine konuşuyorduk. 2014 yılının Kasım ayında: “Böyle bir hikaye var Çağla, ne dersin?” dedi ben de “Yolla, bir bakalım” dedim. Hikayeyi beğendim. Güzel bir iş çıkaracağımızı düşündüm; çünkü ben de kadın sorunları üzerine çalışıyordum. Gülten’le de böylelikle ortak bir payda bulmuştuk.

A027C007_150812_R2H4.mov.Still001

İyi bir ekip kurduğundan şüphem yok; ama oyuncu arkadaşlarla nerden bağlantıya geçtin?

Evet, herkes elinden geleni yaptı filmi bitirmek için. Şöyle oldu. Ben İstanbul’da Çiğdem Sezgin’in yönettiği Kasap Havası’nda çalışıyordum. Onun da ilk filmiydi. Orada ışık birinci asistanı Eser Turan’a böyle bir film projem olduğunu, Ağustos ayına düşündüğümü söyledim. Işıkları yapar mı diye sordum. O da kabul etti; sonra da benden mekan fotoğraflarını istedi. Mekan fotoğraflarını göndermeyi beklerken o çoktan motoruna atlayıp İzmir’e yola çıkmış. “Fotoğrafları gönderme; ben yoldayım geliyorum” dedi. Ben İzmir’de değildim. Arkasından otobüsle ben de İzmir’e onu takip ederek geldim. Baya arka arkaya konvoyla geldik. Babam bizi karşıladı. Sabaha karşı 4’te evdeydik. Ertesi gün kullanılabilecek mekanlara baktılar.

A037C016_150815_R2H4.mov.Still001

Nereleri kullandın mekan olarak?

En çok Karşıyaka, Tire, Göztepe, Narlıdere. Evet, sonuç olarak önce biraz tersten oldu önce ışık şefimi buldum normalde önce görüntü yönetmeni bulunur. Sonra ışık şefi şaşırdı; çünkü mekanlar ayarlıydı yani film mekanlara göre yazıldı biz elimizde ne imkan varsa ona göre yazdık. Misal veriyorum elimizde böyle bir yer var o zaman burada da bir sahne geçsin buraya da bu sahneyi uyarlayalım gibi… Yani o kısıtlama aslında bizi yaratıcılığa itti. Görsel olarak orayı nasıl daha güzel gösteririz? Mesela doğup büyüdüğüm sokaklarda Bostanlı’da çekim yaptım. Bu arada Karşıyaka’dan baya yoğun ilgi aldık hep böyle Karşıyakalılar gelip oynadı filmimizde falan.

A064C008_150821_R2H4.mov.Still002

Biraz daha ayrıntı istesem senden. Meslek hayatında gelirleriyle gerçekleştirmeyi hedeflediğin bir projen var mı?

Tabi, Filmin hikayesindeki gibi bir kızı okutacağız. Bir ya da birkaç işte… Gelecek gelirin yüzde 10’unu, karımın yüzde 10-15’lik gibi bir kısmını o kızları okutmak için harcamayı düşünüyorum. Hatta bunu biraz daha ileri götürüp bunu fon sistemine dönüştürmek istiyorum. Türkiye’de böyle bir fon kurulsun; çünkü neredeyse her gün bir kadın öldürülüyor ve arkalarında çocuklarını bırakarak gidiyorlar. O kadınlar için yapabileceğimiz en güzel şey bu cinayetleri durdurmak. Durduramadık… Onların geride kalan emanetlerine sahip çıkmamız lazım; çünkü o kızlar yurda gönderiliyor, 18 yaşına kadar kalabiliyorlar. Mesela kendini, beni onlar yerine koy düşün 18 yaşından sonra nereye gideceğin belirsiz; zaten film tamamen buna odaklanıyor. O belirsizlik üstüne…

A092C005_150826_R2H4.mov.Still001

Kadınlarla ilgili bir film çektiğin için özellikle sormak istiyorum. Erkek oyuncu bulmakta zorluk çektin mi? 

Kadın bulmakta zorluk çektim. Feministler bile oynamak istemediler.

IMG_8751

Neden peki böyle bir önyargı vardı?

Önyargı değil aslında. Şimdi bu film çekmenin değil, kadın filmi çekmenin de değil, ilk film çekmenin Türkiye’de bazı zorlukları var. İnsanlar inanmıyorlar. Diyorlar ki yapamaz ya da bu film yarıda kalır ya da bu film böyle çıkmaz ya da çekemez, gerçekleştiremez.

25 yaşındasın bu projeyi gerçekleştirirken, ayırdığın bütçe seni zorladı mı?

Güzel soru. Bunu bulamamışsın, bankadan kredi çektim. Tabi zorladı şimdi onu geri ödemesi var.

Krediyi kapattın diyelim, sonrasından bahsedelim. Kadın derneklerine bağışlamayı planlıyor musun mesela?

Evet var öyle bir proje. Şöyle ki bizim başta Karşıyaka Belediyesi olmak üzere birkaç tane sponsorumuz var. Bunlardan sponsorluk geldi bize; büyük sponsorluklar olmasa da, bizim için çok önemliydi.  Evet bize inanan birileri var ve destek oldular şeklinde cesaretleniyoruz… O kadarlık bir kısımla ya da daha fazlasıyla yani ne kadar kazanacağımı bilmediğim için kimseye söz vermek istemiyorum ama en az bir tane kızımızın hayatını kurtaracağız. Film kadın cinayetlerinin ardında kalan çocuk üzerine.

Genel anlamda bakıldığında oyuncular bir karakteri yaratırken birbirinden farklı ama üç aşağı beş yukarı aynı tür insanlardan beslenip tek bir karakter yaratırlar? Bu yönetmende ne şekilde seyreder? Ya da senaristte? Nasıl yapıyorsunuz? Kimi gözlemliyorsunuz.

Çağla: Zaten sürekli bir gözlem halindeyiz. İster istemez zaten bu da belli bir süre sonra problem oluyor. Sosyal hayatta biri bir şey anlatırken bana ben onu artık bazen yakın bir arkadaşım ya da herhangi bir insan gözüyle bakamıyorum. Hikaye ve malzeme gözüyle bakabiliyorum. O bana bir şey anlatıyor ve ben ilginç olduğunu düşünüp bunu yazabilirim ya da bir davranış sergiliyor diyelim bunu kullanabilirim, şu özelliği şu karaktere ekleyebilirim gibi kafamda kurmaya başlıyorum; çünkü belli bir süre sonra bütün hayata üçüncü bir göz olarak bakıyorsunuz. O asıl yaşadığın gerçek hayattan uzaklaşman gerekiyor.

Ailenin manevi katkısı oldu mu filmi yaparken?

Maddi katkıları da oldu. Babam yapımcılığını üstlendi, sanat yönetmenliğini üstlendi; ama mesela o bile bilmiyordu nasıl bir iş çıkacak. Çünkü top bendeydi. Monitörun önünde ben vardım. Tabi ki Çağla da çok destek oldu, reji asistanlığı da yaptı, kostüm asistanlığı da yaptı. Ama müthiş bir deneyimdi. Kafanıza koyduğunuzu yapmaya çalışıyorsunuz. Oradaki tek karar merci sizsiniz. Bu, zor bir sorumluluk. O kadar kişinin emeği var en başından.

Festivaller ne zaman başlıyor, nerelere göndereceksin filmi?

Berlinale Generation Festivali’nin çocuk temalı seçkisi var, filmi yarışmaya hazırladık. Haziran, Temmuz ayını bulur. Önce festivalleri deneyeceğiz. Denemek de değil, festival filmi yaptık. Maalesef Türkiye’de şimdi böyle bir ayrım var. Festival filmi sanat filmi, bir de gişe filmi var. Böyle ikiye ayırdılar; ama ben gişeden de umutluyum; çünkü sıcak bir öykü. İnsanların sevebileceğini düşünüyorum.

Taranç & Taranç film şirketini kurdun. Neden başka birinin film şirkerinde çalışmadın da kendin baştan yarattın? Nasıl problemler yaşadın ki bu noktaya geldin?

Açıkçası süreç böyle gelişti, yani başka şirketlerde bu arada çalıştım. Reklam şirketlerinde de çalıştım. Sanırım biraz karakter ve yapı meselesi giriyor işin içine. Mesela kapımın üzerinde şey yazardı: “Buraya neden geldiğini sakın unutma!”. Uzun metrajımı çekmek için gitmiştim ve uzun metrajımı çekmek için de buraya döndüm. Tabi ki İstanbul’a bir daha gideceğim diye düşünüyorum belki gidemeyeceğim; ama bir ayağım hep orada olacak. Benim yaşadığım aslında tam anlamıyla psikolojik şiddetti. Bir çok yerden kiloyla ilgili ret yedim. Bunu bir kadın olduğum için yaşadığımı düşünüyorum, hiçbir şişman erkeği işe almamazlık yapmıyorlar.

Onay almak amaçlı yakın çevrenden izlettirdiğin insanlar oldu mu? Yoksa sır gibi saklıyor musunuz?

Ekip dışından kimsenin haberi yok. Senaryoyu yazarken ben yanımda Çağla’yı istedim; çünkü bu tek başına düşünülebilecek bir iş değil. İnsanlardan da beslenmen lazım. Herkesten bir fikir alman, danışman lazım. Sokakta gördüğün adamdan tut ünlü bir yapımcıya kadar… Bu iş tutar mı tutmaz mı diye değil ama; hikaye inandırıcı mı, çarpıcı mı değil mi diye. Bir buçuk saatte insan bir dünya kuruyor. Bu dünyayı tek başına kuramazsın. Görüntü yönetmenimiz mesela Cüneyt Denizer’e danışmadan olmaz ki.

Bir Cevap Yazın