KARNE SADECE ÇOCUĞUNUZUN DEĞİL!

Emine Sevinç TokTürkiye çapında 17 milyonu aşkın öğrencinin başarı durumu, karne ile belirlendi. Her ne kadar “karne” öğrenciye ait bir veriymiş gibi görünse de, işin uzmanları, bu yazılı belgenin sadece çocuğa değil, büyük ölçüde aileye ait olduğu görüşünde birleşiyor.

İzmir Kâtip Çelebi Üniversitesi Sosyal ve Beşeri Bilimler Fakültesi Psikoloji Bölümü Öğretim Üyesi Yrd. Doç. Dr. Emine Sevinç Tok; “Karne, sadece çocukların bir eğitim öğretim dönemindeki başarısını gösteren bir belge olarak düşünülmemelidir. Çocukların notlarının düşük olmasının pek çok sebebi olabilir; dolayısıyla kötü karne getiren çocukların ailelerinin tüm bu olasılıkları düşünmeleri, sadece çocuğun özgüvenini zedeleyici laflar söyleyerek ya da cezalar vererek çocuğa yaklaşmamaları, çocukla sakin bir şekilde iletişime geçip sorunun odağını araştırmaları gerekmektedir. Örneğin, bazen çocukların kendilerinin de dile getiremedikleri, tanımlayamadıkları sınav kaygısı problemleri olabilir ve aileler bunu gözden kaçırabilir ya da önemsemeyip “çalışmadığı için böyle oluyor” deyip çocuğun daha çok üstüne gidebilirler. Ama biz biliyoruz ki, basit bir sınav kaygısı durumu öyle bir hal alabiliyor ki aslında çok zeki olan ve gerçekten çalışan bir çocuk tüm sınavlarında çok düşük performans sergileyebiliyor. Çocukta eğer böyle bir durum sezilirse, vakit kaybedilmeden bir çocuk ruh sağlığı uzmanına danışılması oldukça yerinde bir hareket olacaktır. “ dedi.

VELİLER ÇOCUKLARINI AYNALARI GİBİ GÖRÜYOR…

Bazen de çocuklar sadece belirli derslerde başarı gösterip, diğerlerinde başarısız olabiliyor. Bu durumu ısrarla kabul etmeyen ailelerin, çocuklarına kapasitelerini aşan yüksek hedefler koyduğunu ifade eden Yrd. Doç. Dr. Tok, anne ve babaları bu konuda da uyardı…

Yrd. Doç. Dr. Tok; “Bazı ailelerde çocuklar, anne babaları için bir ayna görevi görebilmekteler; çocuğun başarısı aynı zamanda anne babanın da başarısı olmakta ve bu nedenle ebeveynler kendi eğitim hayatlarında yapamadıkları şeyleri çocuklarının yapmasını beklemekte, bu şekilde doyuma ulaşmaktadırlar. Ama bu mükemmeliyetçi tutum, pek çok çocuğun iyi gidebilecek eğitim hayatlarını oldukça kötü bir yöne sürüklemektedir. Bu yüzden ebeveynler çocuklarını iyi tanımalı ve okuldaki öğretmenlerinden de aldıkları bilgiler doğrultusunda, çocuklarını yetenekleri doğrultusunda yönlendirmelidir. Unutulmamalıdır ki her insanın, her alanda başarılı olmasını beklemek oldukça yanlış ve gerçekleşmesi pek mümkün olmayan bir beklentidir. Öğrencinin yeteneğinin olmadığı dersler mümkünse dışarıdan desteklenmeli ve çocuğun bu derslerde başarısını arttırması isteniyorsa, zayıf aldığında kızmak yerine, onun özgüvenini arttırıcı konuşmalar yaparak ulaşabileceği düzeyde bir not hedefi koymak, onu bu yönde yüreklendirmek ve hedefine ulaştığında ödüllendirmek iyi bir yöntem olacaktır.” dedi.

ÖZELEŞTİRİ ŞART

Karne aslında sadece çocuğa verilen bir belge değil; kötü bir karne ile karşılaşıldığında tüm yükü sadece çocuğa atmaktansa ebeveynlerin de özeleştiride bulunmaları oldukça kritik bir nokta.

Örneğin, anne ve babanın birbirleriyle olan ilişkileri, sorgulanması gereken temel şeylerin başında geliyor. Huzurlu bir aile ortamı çocuk gelişimi için oldukça önemli ve eğer bir evde bu sağlanamıyorsa, çocuk bazen bu duruma okul başarısını düşürerek tepki verebiliyor. İşte bu tam da bu noktada, anne-babanın tutumlarını gözden geçirmesi gerekiyor. Yrd. Doç. Dr. Tok; “ Özellikle baskıcı bir tutumun varlığı, çocuğun özgüvenini zedelediği için okul başarısını doğrudan etkileyebilmekte, ayrıca çocukta ebeveynlerine karşı bir öfke yarattığı için çocuğun sorumluluk almaktan kaçınmasına ve hırçın davranışlar göstermesine sebep olabilmektedir. Aynı şekilde, aşırı koruyucu ya da tam tersi ilgisiz ebeveyn tutumları da, çocuklarda kaygı problemlerine ve içe kapanmaya sebep olabilmektedir. Bu açıdan, evde hoşgörülü, destekleyici, güven verici ve anlayışlı bir ortamın varlığı çocuğun okul hayatını da mutlaka olumlu yönde değiştirecektir. Unutulmamalıdır ki her çocuk, ne koşulda olursa olsun ailesinin onu sevdiğini ve onun yanında olduğunu hissetmeye ihtiyaç duymaktadır.” dedi.

“ODANA GİT!” ÇÖZÜM DEĞİL…

Bir diğer kritik edilmesi gereken konunun çocuğun ders çalışma düzeni ve şekli olduğunu söyleyen Yrd. Doç. Dr. Tok; “Çoğu velinin şöyle bir isteği ya da hayali olabilmekte; “benim çocuğum okuldan eve geldiğinde kendi kendine oturup ödevlerini yapmıyor, illa benim onu dürtmem ve defalarca söylemem gerekiyor”… Bu istek çok anlaşılır ama bir o kadar da gerçekleşmesi zor bir istek çünkü özellikle ilkokul döneminde çocukların çoğu bu şekilde bir çalışma alışkanlığı geliştiremiyor. Bu sebeple, çocuklara bu konuda sürekli söylenmek ya da akranlarını örnek göstererek durumu daha çıkmaza sokmak yerine, ebeveynlerin çocuklarıyla geçirdikleri zamanı arttırmaları, onlarla o gün okulda olanlar hakkında sohbet etmeleri ve gerekirse ödevlerini yaparken yanında bulunup onların çalışma yöntemlerini gözlemlemeleri gerekmektedir. Örneğin, çoğu anne baba çocuğu odasına gönderip ödevlerini bitirmelerine ilişkin emirler verirken, kendileri içeride televizyon izlemekte, bilgisayarda zaman geçirmekte ya da misafir ağırlamaktadırlar. Özellikle ders çalışma problemi olan ya da dikkat eksikliği bulunan çocuklarda bu tarz ebeveyn davranışları çocuğun derse zihnini tam olarak verememesine sebep olabilmekte. Bu çocuklarda ebeveynlerin iyi birer model olması ve çocuk ders yaparken onların da buna benzer bir aktivitede bulunmaları (örneğin; gazete okuma, kitap okuma, bulmaca çözme ya da çalışıyorlarsa iş yerinden getirdiği görevlerle ilgilenme gibi) bu sırada evin sessiz ve huzurlu olması çocuğun dikkatini toplaması konusunda önemli bir başlangıç olabilmektedir. Bunu sağlayabilmek için belirli bir ders çalışma saati dilimi oluşturulabilir ve bu saat dilimi içinde ebeveynler de tıpkı çocukları gibi davranarak onlara model olabilir, onları bu yönde destekleyebilirler.” önerisinde bulundu.

ÖNCE BAŞARIDAN BAŞLAYIN

Ve merakla beklenen karne elinize geldiğinde yapmanız gerekenler… Yrd. Doç. Dr. Tok, “Karne döneminde çocuklara anlayışlı yaklaşılmalı, onlarla sakin bir şekilde iletişime geçilmelidir. Konuşmaya öncelikle çocuğun başarılı olduğu derslerle başlanılmalı, davranış notları incelenmeli ve çocuk sözel olarak ödüllendirilmelidir. Ardından kötü not aldığı dersler hakkında konuşulmalı ve sorunun nereden kaynaklandığı karşılıklı sakince irdelenerek, çıkan sonuca göre bir yol planı oluşturulmalıdır. Çocuğu rencide edici, ebeveynlerine karşı öfke uyandıracak baskıcı yaklaşımlardan uzak durulmalı, özgüvenini zedeleyici yorumlardan kaçınılmalıdır (örneğin “sen ne bilirsin”, “neyi becerdin ki bunu da beceresin”, “senin kafan almıyor anladım ben, okuldan alayım seni bari bir yerde çalış da adam ol” gibi cümleler sarf etmek, ya da başkalarının yanında çocuğu utandıracak şekilde alay etmek gibi…). Bir sonraki eğitim döneminde ebeveynler okul ile bağlarını daha sıklaştırmalı, öğretmenleri ve rehberlik servisleriyle düzenli iletişime geçmelidir. Ayrıca, çocuk bu karne döneminde eğer hedefine ulaştıysa ve ebeveynleri önceden ona bazı ödüller vadettilerse bu sözlerini mutlaka tutmalılar ki çocuklarının onlara karşı olan güvenleri sarsılmasın. Son olarak, karnelerden sonraki ara tatil iyi değerlendirilmeli, çocuk bu dönemi cezalarla, sürekli zayıf notları yüzüne vurularak ve yoğun ders çalışma baskılarıyla geçirmemelidir. Bu yaklaşım çocuğu okuldan iyice soğutabileceği gibi ebeveynleri ile olan ilişkilerini de bozucu bir etki yaratacaktır.” dedi.

Bir Cevap Yazın