KSK hatıraları hiç ölmez

karsiyaka yasar aksoy1KSK demek, Karşıyaka demektir…

Karşıyaka demek de, KSK demektir… Bu kesinlikle böyledir. Bu iki kavram aslında tek bir şeyi vurgular: Karşıyakalılığı… Karşıyakalılık, hem Karşıyaka sevgisi, hem de KSK aşkıdır…

Bu tastamam böyledir…

“Efendim, KSK demek, yalıboyu yani sahil şeridinin asortik burjuva sportif eğlencesidir…”

“Karşıyaka ise, aydın, zengin, entel tabakaların memleketidir… ”Yukardaki iki cümlenin ikisi de boş laftır, lafu güzaftır…

Oysa, Karşıyakalılık ve KSK aşkı, tüm bu coğrafyadaki her türden insanımızın ortak sevinme içgüdüsü, ortak sevgi göste- risi ve ortak inanç birliğidir…

Bu yazımda başımdan geçen iki olayı anlatacağım ve nasıl hayrete düştüğümü sunacağım…

KSK ARABASI

Yaşamakta olduğum mülti-milyonerlerin ve 34 plakalı lüks ciplerin cirit attığı süper sahil kentinde, evimin yan tarafındaki hala inşaatların yükselmediği boş yeşil alanda bir süredir bir fakir Esmer vatandaş ailesi (Çingene ve yeni moda Roman keli- melerinden nefret ederim, Esmer derim ben) minik bir çarda- ğın altında, çöplük içinde, aç bilaç, güçlükle yaşamaktadırlar. Bir genç adam, karısı, eşi, anası, dede ve bir sürü küçük ço- cuk…

Genç adam sabahtan üç tekerlekli bir pedallı araba ile çöp- leri karıştırmaya başlar ve kilometrelerce yol boyunca bu işi yaptıktan sonra toparlayabildiklerini alıp akşama doğru çar- dağın yanındaki hurda deposuna getirir, sonra da onları satar herhalde… Geçen kış yağmurlu bir günde iki büyük boy Kola şişesini çardağa taşırken gördüm, ertesi günü bir daha… Bir daha… Hemen müdahale ettim:

  • –  Oğlum bebelerine kola içirme.
  • –  Neden babalık?
  • –  Oğlum kola bebelerin midesini yakar. Asitlidir. Meyve suyu içir.

– Babalık meyve suyu alacak param yok.

– Al, o zaman on lira. Git bakkaldan alıver..

– Sağol babalık… Bir daha içermem…

Gerçekten yırtık pırtık elbiseli genç adam bir daha bebele- rine kola içirmedi. Bana da hep uzaktan bağırdı: “Merak etme içirmiyoooom!…”

Neyse geçen gün çarpık çurpuk arabasına daha dikkatli baktım… Aaaaa… Arabanın üç yanında kocaman KSK yazı- yordu… Hemen durdurdum:

  • –  Ulen sen Karşıyakalı mısın?…
  • –  Hem de o biçim.. Atadan dededen Karşıyakalıyız…
  • –  Neresinden?
  • –  Dedebaşılıyız…
  • –  KSK ne demek?…
  • –  Canımız ciğerimiz babacım… Onun için dövüşürüz bil- lah…

    Genç adam bunları söylerken ayağında ayakkabı olmayan 5 yaşındaki büyük oğlu, Kaf – Kaf çekmeye başlamaz mı?… Tüy- lerim diken diken oluverdi…

    Hadi bakalım “KSK’lilik, yüksek gelir grubundan sahil bur- juvazisinin kişisel ranta dönük eğlencesidir”, deyin bakalım.. Hele bir deyin.. Ağzınıza tıkarım..

MUSTAFA AMCA

Yine aynı süper cafcaflı bizim sahil kentinden bir portre…

Hem de bu yazıyı yazdığım 31 Ağustos günü rastladım ona…

Bu gavur isimli kafelerle dolu, biç kulaplarla (!) sımsıkı sarılı şehirde, asırlık bir dev çınar ağacını altında işçinin, emeklinin, başıboşların, bizim gibi asude hayat isteyen anti-entellerin sı- ğındığı tek bir açıkhava çayhanesi vardır. Bir müzisyen arka- daşımla çay içiyorduk.. Çarşıda daima elinde kalın bir sopa ile gezinen, Tansaş şapkası taşıyan fakir fukara görünümlü çok ihtiyar bir dede hep dikkatimi çekmişti. Ama yanına sokula- madım, belki sopayı aniden kafama geydirir diye çekindim. Bu kez masamızın yanından ağırca geziyordu, üstelik oturacak tek boş sandalye yoktu. Bizim masada bir boş vardı nedense… Yanımdaki arkadaş dedeyi buyur etti:

– Gel dedem, gayveler bizden…

Adam anında çöküverdi. Tam iki saat makinalı tüfek gibi ko- nuştu, ister inanın ister inanmayın.. Ağzım açık onu dinledim. Nerelisin diye sorunca tiyatro başladı:

– Ben Karşıyakalıyım… Ama aslen Giritliyiz… 1955’ler- den itibaren orada paytonculuk yaptım… Tüm paytoncular, bekar atçılar, Soğukkuyu’da caminin yanıbaşında bir damda ya- tardık. Sonra tren istasyonunun oralara tüner, sıramız gelince vapur iskelesinin karşısında pusuya yatardık… Oradan müşteri alıp belki binlerce kişiye evlerine taşıdık yıllar boyunca… Rifat, Tevfik, İlyas, Hüsnü, Ekrem, Muharrem, Kazım meşhur pay- tonculardı o zamanlar Karşıyaka’da… Tüm paytonların sahibi Rauf bey idi.. Bombacı Ali Çavuş hepimizin babasıydı… Karşı- yaka o zamanlar her tarafı bostan, bahçe, yeşillikti. Bostanlı, Alaybey, Soğukkuyu bomboştu… Ben Urla’dan Çeşme’den Karşıyaka’ya yayan at getirirdim… 1957’de Yavuz zırhlısında askerlik yaptım. Gölcük’te Yavuz’un demirli olduğu Rauf Bey İskelesi’nin dili olsa da anlatsa.. Sonra Yavuz kesilip biçilirken bir kere daha son olarak onu görmek için Gölcük’e gittim.. Ağ- ladım…”

  • –  Yahu dede, kaç yaşındasın?
  • –  Doksan beş…
  • –  Kaç torun var?
  • –  Sayısını bilmem çünkü çok evlendim…
  • –  Karşıyaka’yı özlüyor musun?
  • –  O benim anamdır… Özlemem mi?

    Hadi burdan yakın.. İşte, iki tane gerçek Karşıyakalı… Var mı itirazı olan?

Bir Cevap Yazın