Kitap Fuarı’nda biricik hocamız…

Hasan Tahsin Abakan - yasar aksoy (2)Yaşar Aksoy

Karşıyaka Lisesi’nde nice eşsiz hocalarımız oldu…
Hepsi muazzam kişiliklere sahip üstün insanlardı…
Ama 1960’lardan kalan tek hocamız hayatta.
Bu yüzden ona “biricik hocamız” dedim…
Aynı zamanda aklımızda sonsuza kadar kalıcı biçimde yerleşmiş olan çok değerli hocamızdır…
Hasan Tahsin Abakan’ı kastediyorum..
Unutulmaz Matematik, Cebir, Geometri ve Astronomi hocamız…
Onu aniden Kitap Fuarı’nda fark ettim…

KİTAP FUARI’NDA HOCAMIZ
18 – 26 Nisan 2015 tarihleri arasında gerçekleşen TÜYAP İzmir Kitap Fuarı’nın açılış günüydü…
Ortalık ana baba günüydü…
Bütün kitapseverler fuara akın etmişti…
Hocamız Hasan Tahsin Abakan ise, değerli eski öğrencisi Elektronik Mühendisi Rıza Özkılıç ile birlikte Karşıyaka Lisesi Resim öğretmenlerimizden merhum Muzaffer Özdem’in kızı Matematik Öğretmeni Karşıyakalı Tülay Özdem’in “Ben seni unutamaz mıyım?” isimli şiir kitabının imza günü için kitap fuarına gelmişti. İmza etkinliğinin yapıldığı 1-A salonundaki 403 No.lu stantta bulunmayı özellikle istemişti.
Ben hocamı, 1-A salonunda başka bir standın önünde matematik bilimi ile ilgili kitapları titizlikle incelerken ve stant görevlisine sorular sorarken fark ettim. Yavaşça yanlarına yaklaşıp görevliye sorduğu kritik soruları dinlemeye başladım. Hocam önemli sorular soruyordu, görevli ise biraz panikliyordu. Tam o esnada Rıza Özkılıç beni fark etti ve hocamı uyardı.
Hasan Tahsin Abakan döndü, beni bir an süzdü ve gözlerinde binbir çiçek açtı. Hemen ellerine sarılıp üç kez öptüm. Keşke üç bin kez öpebilseydim, yine hakkını ödeyemezdim.

Hasan Tahsin Abakan - yasar aksoy (1)HASAN TAHSİN ABAKAN
Biz Karşıyaka Liseliler, bu büyük ve erişilmez hocamızın hakkını hiçbir zaman ödeyemeyiz…
Çok üstün bir matematik kültürü… Matematik düşünmenin beyinde ilk tohumlarını atan kişi.. Asalet ve tevazu… Yumuşak otorite ve inanılmaz yönetim becerisi… Geniş bir kültür altyapısı ve analiz yeteneği… Atatürk devrimlerine ve eğitim aşkına muazzam bir bilinçle inanış… Eğitme, öğretme ve üniversiteye yöneltme konularında bir orkestra şefi… Tüm bunların ön sahnesinde asil bir duruş ve saygın mütevazilik…
Ne diyeyim?
Kelimeleri bulmakta zorlanıyorum…
Onun lise son sınıf öğrencisi iken, değil hocamızla konuşmak, yüzüne bile bakabilme cesaretinde hiçbir zaman olamadım. Hem korkardım hem de silik bir öğrenciydim… Çok çok başarılı bir fen öğrencisi değildim. Aşırı çalışarak notlarımı biraz yükseltebiliyordum. Ama teknik üniversiteyi kazanınca, işte şimdi hocama layık oldum diye sevindiğimi hatırlıyorum. İnanıyorum ki, hocam da benimle gizli bir gurur duymuş olabilir. Çünkü anneme yani lisenin tarih öğretmeni olan Zehra Aksoy’a anlamlı bir saygısı vardı, onun evladının başarısını yürekten istediğini hisseder gibiydim.
Daha sonra, yıllar sonra hocamla çok az da olsa buluşabilme fırsatı yakaladığımda, onun aynı zamanda tarih ve dünya ahvali konularında değerli birikime sahip olduğunu fark ettim. Amerika’daki bir Türk tarih öğretim üyesi ile benim ilişkimi kurmasındaki titizlikten, bizi Türk Tarihi konularında daha çok çalıştırma niyeti olduğunu fark edebilmiştim.
Ne diyeyim?… Hocam bir tanedir, ısrarla söylüyorum, tekrar ediyorum biriciktir…

HEGEL’İN KİTABI
Hocam 403 nolu standa gidiyordu… Hemen izin isteyip genel yönetmenliği yaptığım Uluslar arası İzmir Araştırmaları Merkezi standına koşup son yayınlanan “1915 Soruda Ermeni Komşum” kitabını aldım, imzaladım ve 403’e koşup kitabımı ona sundum ve kendisini fotoğrafladım. Orada imza günü olan değerli şairimiz Tülay Özdem’i de kutladım, bana duyarlı kitabını imzalamak inceliğini gösterdi. Sonra ayrıldım.
Akşamüstü Beşiktaş maçına yetişmek için fuardan koptum. Kültürpark içinde ilerlerken bir bank üzerine oturan paltolu hocamı yeniden gördüm. Elinde üzerinde HEGEL yazılı kalın bir kitabı okuyordu. Yanında bulunan vefakar öğrencisi Rıza Özkılıç yine vardı. Yanlarına gidip biraz daha sohbet edebilme keyfini yine yaşadım. Sonra, koşa koşa maça yetişim. 5 -1 yendik…
Fuarın son günlerinde hocamı bir kere daha standlar arasında gördüm. Cumhuriyet Kitapları standı önünde görevliye yine zor sorular soruyordu galiba… Görevli yine sıkıntı içinde gibiydi… Uzaktan onları izledim. Bir daha yanına gidip rahatsız etmek istemedim.
Uzaktan hocamı öptüm…
Hocamı bir an yalnız bırakmayan, evinden alıp fuara getiren ve geri götüren Rıza Özkılıç’a bin şükran…
Daha sonra gördüğüm Rıza arkadaş bana ne sordu biliyor musunuz?
“- Hasan Tahsin hoca soruyor… ‘Yaşar’ın maçı kaç kaç bitmiş?’ diye…”
Ne diyeyim?
Hocamın ellerinden üç kere değil, üç bin kez öpüyorum…

Bir Cevap Yazın