İzmir’de “Poyraz Karayel” esintisi

poyraz karayel izmir (2)Selda Kapancıoğlu

Geçtiğimiz haftalarda 14. Bahar Şenliği’nde retro fırtınası estiren İzmir Ekonomi Üniversitesi, Poyraz Karayel’in ağır taşlarını konferans salonunda ağırladı. Poyraz Karayel dizisi hayranlarının oluşturduğu coşkulu kalabalık, ilk olarak oyuncu Ali İl (Sadrettin)’in içeri girmesiyle çığlık ve alkış yağmuruna dönüştü, hemen ardından yine dizideki replikleriyle hafızamıza kazınan başarılı oyuncu Celil Nalçakan (Zülfikar) koşarak yerine geçti. Yüksek enerjileri bütün salonunun enerjisine yayılan ikili seyircileri hem güldürdü hem de düşündürdü. Biz de Karşıyaka LIFE Dergisi olarak salonda yerimizi alırken, izleyicilerin merak edip sorduğu soruları sizlere aktarmaya çalıştık.

İlk olarak sizlere şu soruyu yöneltmek istiyorum. Türk izleyicilerini biliyorsunuz, aşinasınız dizileri çok seviyorlar. Bu dizideki canlandırdığınız karakterler düşünüldüğünde ne gibi yorumlar alıyorsunuz?
Ali İl: Nefret ediyorlar. Sadrettin karakterini oynaması zevkli ve keyifli, farklı bir tecrübe ama sevmiyorlar. Doğrusunu söylemek gerekirse bu. Sürekli adam öldürüyor dizide. Dizi izleyicisiyle aramızda iyi bir iletişim iyi bir bağ var. Onlar bizi seviyor, biz onları seviyoruz, gayet güzel.
Celil Nalçakan: Bu rolleri hakikaten de böyle hazine sandığı gibi görüyorum; çünkü çok fazla yormuyor. Hatta tırnak içinde neden bitmediğini henüz bir türlü anlayamadığımız olaylı bir dizi çekiyoruz yani. Çok muhalefete tahammülü yok ya bazılarımızın maalesef. Yani işini hakkıyla yapmaya çalışan biri, Zülfikar’ı seviyoruz, eğlenceli bir adam.

Dizide neden bu kadar çok Oğuz Atay’a değiniliyor?
Ali İl: Var, iyi mesaj gidiyor. Aslında dizide karakterin kurduğu dünyada kendisinin özel bir sevgisi, sempatisi hayranlığı var. O kurduğu dünyadan ondan da alıntılar var, başka şairlerden yazarlardan da aslında yani… Cemal Süreyya da var, mesela Nazım Hikmet de var, hatta Necip Fazıl Kısakürek var.

Ağustos ayında dizinin çekimleri başladığı halde beş ay yayına girmedi. Bu süreçte siz ne şekilde devam ettiniz? Neler hissettiniz onu çok merak ediyorum?
Celil Nalçakan: Şu şekilde devam ettik, annemler beni şizofren sanıyordu. Her gün dışarı çıkıyorum anne ben sete gidiyorum diye ortada bir dizi yok. Bazen oluyor böyle şeyler, geçiyor sonra. Hani bir atasözümüzün de dediği gibi “Geç olsun güç olmasın”.
Celil Nalçakan, vücudunuzda 21 tane dövme varmış. Nerelerinizde öğrenebilir miyim?
21 değil 30 tane var. Var işte kollarımda, bacaklarımda, sırtımda…

poyraz karayel izmir (3)Ali bey sizi Poyraz Karayel’den önce “Küçük Kadınlar” dizisiyle tanıyoruz. Oyunculuğunuz arasındaki farkları nasıl görüyorsunuz?
Çok güzel soru biliyor musun? Yapımcımız yine Ahmet Bircan idi. O; saf, naif, temiz kalpli biriydi. Çok fazla hareketi olmayan bir karakterdi; oyuncu kadrosu olarak soruyorsan bunu oynamak daha keyifli çünkü hareketli bir karakter.

Şu an dizilere genel olarak baktığımız zaman çoğu fazlaca şiddet içerikli, sizin dizinizin şiddet içeriği diğerleri kadar dozajı yüksek olmasa da var. Türkiye’de bunları törpülemek çok mu zor? Özellikle sadece aşk olsa mesela?
Celil Nalçakan: En azından ben sorunun cevabının girizgahını yapayım. Şimdi eğer bu memlekette kadın cinayetleri biterse, işte köpeğe çarpıp kaçan adamlar biterse, hani çarptığı hayvanı veterinere götürecek kadar vicdanlı adamlar çıkarsa, çocuklarını sokağa atmayan adamlar çıkarsa biz de bunun manyağı değiliz böyle şeyler yapmayız o zaman geriye aşk dizisi çekeriz yani. Ama işte sen söylemezsen ben söylemezsem o öyle kapanır. Zaten genelde bu hep böyle olur ya ama yok öyle bir dünya kardeşim.

Yaptığınız iş gereği mesleğiniz bir doktorluk ya da mühendislik gibi değil, herkesin gözü önünde bir iş yapıyorsunuz. Bu size kendinizi nasıl hissettiriyor?
Ali İl: Nasıl hissediyorum bilmiyorum ki. Alışıyorsun aslında. Hani dışarıdan göründüğü gibi tuhaf bir hal almıyor; senin tanımadığın insanların seni tanıyor olması televizyonda gördüğün için değişik. Öteki oluyorsun, saçma bir duygu yaratıyor bu başlarda ama alışıyorsun. Burada olmanın keyfini sürüyor gibi hissediyorum mesela, keyifli aslında. Bunun dışında normal iş işte yani.

Oyunculuğa nasıl başladınız ve önceden böyle bir düşünceniz var mıydı?
Celil Nalçakan: Nasıl başladı sorusunun cevabı hep aynı çok küçük yaşlarda diye başlayan bir durum var ya. Yedi yaşında Barış Manço taklidi yapıyordum.

Ali İl: Ben de lan, vallahi… Aynalı kemer…

Celil Nalçakan: Yani hemen hemen hep aynı olur. Şöyle bir şey, çocukken peyzaj mimarı olmayı hayal edemezsin; ama işte bazı dinamikler başka türlü çalışıyor insan vücudunda. Yani veriyorsun abi çocuğun eline kalemi resim çiziyor sana. Allah vergisi dediğimiz şey o.
Bir dizi karakteri oyuncusunun dizi bittikten sonra, halkın arasında karakter unutulmadan başka bir dizi ya da filmde oynaması sizce iyi mi kötü mü?

Celil Nalçakan: Şöyle ki fotosentez yapmıyoruz. Herkesin para kazanması lazım. İnşallah günün birinde Amerika’da ya da İngiltere’deki gibi tekrar başına para alırsa oyuncular, biz de bazen dinlenip yeni karakterler yaratmak gibi, yeni karakterler çıkarmak gibi zamanlara sahip olmak isteriz. Ama şuanda hepimizin sorumlulukları hemen hemen aynı. Yani bakmamız gereken bir aile var, yaşamamız gereken bir hayat var. Türkiye’de oyunculardan %40 vergi alıyor devlet, kazandığımızın yarısını veriyoruz. Çalışmak lazım yapacak başka bir şey yok.

Bir Cevap Yazın