Karşıyaka Sevgisi

yasar aksoy karsiyaka sevgisi (2)
Karşıyaka’nın büyük doktorları 21 Ekim 1997 günü çekilmiş bir fotoğraf.. Karşıyaka’nın ünlü iki doktoru, babam Cemal Aksoy ile birlikte. Sağdan rahmetli Dr.Orhan Alpyörük, uzun ömürler versin Dr.Ziya Ertemer ve rahmetli babam. (Bostanlı’da Dr.Ziya Ertemer Sokağı açılış törenindeler)

Yaşar Aksoy

Hep ilginç bir ilişkiyi düşünmüşümdür. Türkiye’nin eşsiz şairleri, Karşıyaka’nın 1940’lı yıllarında yetiştiler. Az buz değil, Türk Edebiyatı’nın unutulmaz ustaları bu beldenin çocuğudur ve­ yaşamlarının ilk dönemlerinde Karşıyaka kaldırımlarında pabuç eskittiler.

Acaba bu ünlü şairlerin yetişmesinde, Karşıyaka’nın unutulmaz güzel ortamı rol oynamış mıydı? Yani şairin “şairleşmesi” ile, yaşadığı beldenin “şiirselliği” ne ölçüde iliş­kilidir?… Bu soruyu Karşıyaka’dan yetişen şairlere sorduğumda, hemen hepsi “Karşıyaka’nın şiirselliği” konu­sunda birleştiler. Ve Karşıyaka’nın, şiirlerini tartışmasız biçimde etkilediğini sözlerine eklediler.

Ünlü edebiyat devi Salâh Birsel, bal gibi Soğukkuyulu idi, buradan yetişmişti. Salâh Birsel’in 1930’larda evi, Zübeyde Hanım Caddesi üzerinde 118 numaralı evdi. Bizim evimiz ise (1950’lerde) bu caddeye çıkan Meşrutiyet Sokağı üzerindeydi. İkisi arasında 200 metre ya var, ya yoktur.

Evler çok benzerdi birbirine, eski Karşıyaka’da!.. Toplumsal yaşam inişli çıkışlı değildi, dümdüzdü. Zen­gin ile fakirin zevkleri, yaşamsal eğilimleri, giyim, kuşam ve sofra alışkanlıkları zıtlık içinde değildi. Her evin arkasında mutlaka bir bahçe vardı. Bol ağaçlı, havuzlu, sarmaşıklı, kümesli, kaplumbağalı ve kedili bir bah­çe. Bizim kedinin ismi Yumak’tı.. Kontes gibi salma salına gezerdi bahçemizde. Annemin kucağında uyur, babamın ayak sesiyle uyanır, kapının önünde susta durur, babamın içeri girmesiyle onun kucağına atlardı. Yumak benim eski Karşıyaka düşlerimin bir parçasıdır.

Ne diyorduk?… Karşıyaka’nın, ünlü edebiyatçılarımızı yetiştirmesindeki büyüden söz açmıştık. Efendim, yalnız Salâh Birsel mi, Karşıyakalıdır?.. Yok canım, listemiz upuzun… Koskoca Attila İlhan‘a ne demeli?  Serveti Fünun Edebiyatı’nın öncüsü Tokadizade Şekip ile dünyaca ünlü romancımız Samim Kocagöz, öykücü Tarık Dursun Kakınç, yine edebiyatımızın devlerinden şair Şükran Kurdakul da Karşıyakalıdır ve şiire bu beldede başlamıştır.

yasar aksoy karsiyaka sevgisi (3)
Eski Karşıyaka’dan arta kalan bir anıt Eski Karşıyaka’dan nice dükkanlar, esnaf mekanları, kahveler, gazinolar, evler, konaklar, yalılar, köşkler yıkılıp gitti.. Koca Karşıyaka hepten yıkıldı. Ama bir tek “eski hatıra” dimdik ayakta duruyor: “Ali Bey’in Hamamı”.. Kapısına bir paket çakmalı.

Eşsiz beste gibiydi her şey..

 Bestekar Rakım Elkutlu’ya güfteler yazan şair Nahit Hilmi Özeren, bir zamanların Var­lık dergisinin en gedikli şairi Rıza Apak, Yanıkoğlan namı ile maruf Niyazi Damla, Karşıyaka Savcısı şair Berin Taşan, şair Asım Öztürk, şair Abdullah Neyzar Karahan, yazar Aydoğan Yavaşlı hep aynı kaldırım­ları arşınlayarak, şiir ve sanat yolunda ilerlemişlerdir.

Karşıyaka’nın doğası, sevimli insanları, iç­ten esnafı, unutulmaz komşulukları ve bambaşka dostlukları bu ozanları etkiledi. Karşıyaka, 1900’lerden itibaren eşsiz güzelliği ile ün yapmıştı, ismine ve hayaline nice şarkılar ve türküler yakıldı. Klasik Türk Musikisi makamlarında ol­sun, kanto olsun, türkü olsun, pop tarzında olsun, Karşıyaka ezgileri birkaç albüm olacak ka­dar çoktur. Lavtacı Hristo’ya ait  “Karşıyaka, İzmir’in Gülü” şarkısı, Yusuf Nalkesen’in “Karşıyaka Rast Kantosu” verilecek en güzel örneklerdendir. Aziz Özen’in okuduğu ve sözleri Kahraman Nizamlıoğlu’na ait olan “Karşıyaka, Karşıyaka” şarkısını da unut­mayalım. Haydi isterseniz, Hasan Dramalı’nın rast kantosunu okuyalım: “ “İpek siyah mantolu.. Beyaz beyaz yakalı.. Kalbim kalbim çarpıyor.. Sana baktım bakalı.. Ne yaman şeysin.. Ne güzel şeysin.. Karşıyakalı…”

Karşıyaka, çok değil 70 sene önce, şipşirin tramvayları, sahili boydan boya kaplayan nefis köşkleri ve önlerindeki banyoları, hanımeli ve yasemin kokulu cumbalı evleri, denizden iç kısımlara kadar uzunan yel değirmenli, havuzlu, tavus kuşu dolaşan bahçeleri, upuzun bostanları, tıkırık faytonları, sinek iğneli oltaların ucu­na takılan löpür löpür çipuraları, lidakileri ve isparozları ile bir cennet belde idi.

Unutulmaz Mekanlar,  Efsane Simalar..

 Sahilden denize girilmiş. Ben en son liseyi bitirdiğim yıl, yani 1964 yılı ilkbaharında şimdiki Yat Kulüp’ün midyelerle donanmış kazıkları üzerinden girmiştim. Dostlukları, insanlıkları, komşulukları ile koskoca bir aile gibiydi eski Karşıyaka; Türkler, İtalyanlar, Yahudiler, hatta Kurtuluş Savaşı’ndan arta kalmış Rumlar can ciğer kuzu sarması yaşayıp giderlerdi.. Benim çocuk­luğum esnasında, yani 60 yıl önce Karşıyaka denince şunlar akla gelirdi:

Kafkasyalı Doktor Mahmut Şevket Atalkın.. Çocuk Doktorları Orhan Alpyörük ve Ziya Ertemer.. Celal’in meyhanesi… Tütüncü Haydar‘ın dükkanı… Zeki’nin kahvesi… Sami Bey’in pastanesi… İsmail Baba lokantası… Yusuf Bey’in kuaför salonu… Kitapçı İhsan Amca… Sarı Araba… Hakkı, Mehmet, Niyazi, Kadri, Saffet ve Muammer isim­li kasaplar… Tilla Rıza’nın sahildeki gazinosu… Ömer Ağa, Sakıp Âğa mandıraları… Ali Bey’in hamamı… Adnan Yamanlar’m manav dükkanı… Uşaklı Ahmet’in kahvesi… Hacı Amca ile maviş gözlü Ferhat Amca’nın fıstıkçı dük­kanları… Baba Kaluç’un dükkanı… Fehmi Hepşenkal’ın tuhafiye dükkanı… Fotoğrafçı Mihri Amca... Helvacı Güze­linin tatlıcı dükkanı… Sabri Kocatoros’un kahvesi… Ve bizim kuşağın sahildeki Majestik Bilar­do Salonu..

Bu listeyi daha da uzatabiliriz. Nice mekanlar ve simalar, canlanacaktır gözlerimizin önünde.  Artık, ünlü sımalar yavaşça yok oldular. Eski mahalleler kayboldu. Sokaklar başkalaştı. Evler yıkıldı, yerle bir edildi. Bostan tarlaları, apartman tarlası oldu. Sahil şeridi, Çin Seddi oldu. Güzelim deniz, kirletildi hoyratça.. Sevimli dükkancıklar, kahveler, lokantalar, balıkçı barınakları tablodan sert fırça darbe­leri ile silindi. Vapurdaki unutulmaz dostluklar, sohbetler, selamlaşmalar bitti.. Koca sahilde Panetti, Alyoti (Durmuş Yaşar), Van Der Zee (Küçük Ev) ve Löhner Köşkleri ile Alaybey yönünde eski bir konak­tan başka bir şey kalmadı. Ha unutmadan, bir de bizim baba evimiz kaldı, 1854 sokakta.. İyi mi?..

Karşıyaka, artık modernleşti diyorlar..Ülkemizdeki toplumsal gelişmenin ve çarpık kentleşmenin kaderidir bu anlattıklarım.

Kaf Sin Kaf aşkı..

Ancak bir şeyle teselli bulabiliriz.

1912’den bugüne hiç dinmeden sürüp gelen “Kaf Sin Kaf aşkı”,  tüm coşkusu ile gelişip yaygınlaştı. Yeşil-kırmızı ruh, binlerce kızlı-erkekli genç kuşakları yine kasıp kavurmaya devam etmekte. O bize yetiyor diyelim.. Eski Karşıyaka, artık yaşlıların hatıralarında, emekli büyükelçi İsmet Birsel’in tablolarında, şiirlerde, şarkılarda, rahmetli Turan Muşkara’nın “İzmir ve Karşıyaka Anıları” kitabında, yine rahmetli Ertuğrul Erol Ergir’in  “Unutamadığım Karşıyakam ve İzmirim” kitabında, Güner Çıtak’ın “Kırmızı Boru Anahtarı” kitabında ve benim 1987 baskılı “Karşıyaka ve Kaf Sin Kaf Tarihi” kitabım ile 2000 yılında A.Kemal Baysak büyüğümüzün bastırdığı “Karşıyaka:Bir Aşkın Hikayesi” isimli kitaplarımda yaşıyor..

Yeni Asır’da 1984 yılında başlayan haftalarca süren gazete dizi yazılarım ve iki kitabımla Karşıyaka’nın tarihini ilk “BEN” yazdım..

Bin bir emekle..

Şimdi bu yıllarımı kapıp götüren emeklerimi görmemezlikten gelerek, yazdığım kitapları yok farz eden “kültür hırsızlarını” ve “yağmacı yazar müsveddelerini” tiksinerek izliyorum. Hepsiyle yakında hesaplaşacağım..

Değerli arkadaşım ve KSK’nin vefakâr taraftarlarından Mini Göbek Aydın (Altıntaş) bir gün bana şöyle demişti: “ Çok güzel yapıyorsun Yaşarcığım. Biz Karşıyakalıların yazılı tarihleri yoktu. Sen bunu yazdın. Kaybettiğimiz sevgilimiz, senin kitaplarında gepegenç duruyor..”

Bu “değerlendirme” bana yeter de artar bile!.

Bir Cevap Yazın