Onlar Karşıyakalıdır: Çolpan, Cengiz ve Attila İlhan…

Yaşar Aksoy

Attila İlhan, kardeşi saygın hukukçu-yazar Cengiz İlhan ve kızkardeşi film artisti Çolpan İlhan da Karşıyaka’nın yetiştirdiği sembol kişilerdir. Tanınmış avukatlarından, kaymakam ve gazeteci Bedri İlhan Bey ile Menemenli Perihan Hanımın çocuklarıdır. Attila İlhan “Bela Çiçeği” isimli şiir kitabının “Meraklısı İçin Notlar” bölümünün başında şöyle der;
“O yaz, İzmir’deyim: Zübeyde Hanım Caddesi’ndeki sakız biçimi evimiz, henüz yıkılmamış; akşamüstleri arka bahçede çay içiyor, geceleri, yeni bir Paris yolculuğu kuruyorum…”

Yine aynı kitapta, Atilla İlhan bazı şiirlerinin esin kaynağını açıklar:
“O yıllarda, özellikle İzmir’de, bazı genç kızlar, telefonla beni arardı, kimisi adını verir, kimisi vermez, bazısıyla Kültürpark’ta. Ya da Karşıyaka’da bir deniz kahvesinde buluşuruz, söyleşiriz. Karşıyaka’daki ev, serüven aralarında bana bir sığınma limanı görevi mi görüyordu ne? Gelir bir zaman kalırdım, yaşadıklarımı hatırlar, yaşayacaklarımı tasarlardım…”

Attila İlhan “Eskiden İzmir’de” başlıklı yazısında eski ve yeni Karşıyaka üzerine değerlendirmelerini belirtir (Attila İlhan ile hem 1978’de İzmir’de yayınlanan “Dönemeç” dergisi için, hem de 1979’larda yayınladığım “Kocatepe” şiir dergisi için söyleşiler yapmıştım): “… Oturduğumuz eve, “Jokinyo’ların Evi” diyorlardı: O Karşıyaka’nın, ne kadar ‘frenk’ bir şehir, hatta büyük şehir banliyösü olduğunu, ancak ailecek Anadolu’ya intikal ettiğimizde anlayabilmiştim: Çocukluğumun atlı tramvayları, Naldöken’den, Papaz’dan, Soğukkuyu’dan, eli emprime şemsiyeli, bol pudralı, alafranga hanımlar; tepeden tırnağa beyazlar giyinmiş, hasır şapkalı, eli bastonlu beyler taşır; Turan, Bayraklı, Alsancak, Pasaport, Konak. Karantina, Göztepe, Güzelyalı iskeleleri arasında mekik dokuyan; ince, beyaz ve zarif Körfez vapurları; hele yazın, hele mehtap paldır küldür sulara dökülmüşse, sahilde dolaşanları sırmalı lâcivert bir sihir atmosferine sürüklerdi. Bizim nesil, eski ahşap iskelenin iki yanındaki iki gazinoya; sonraları, çocuk bahçesine dönüştürülecek olan Osmanbey Gazinosu’na yetişmiştir, yapışkan sıcağın, dağlar gibi denize yığıldığı Temmuz geceleri… İncesaz, ansızın birden Acemaşirân; kemani Zeki bey ve hanende Nigar hanım, ortalığı kırıp geçiriyor; kar beyazı örtülü masalarda Zeynel Besim, Kadızade Bedri bey ve ‘rüfekası’ oturmuş rakı içiyorlar; kardeşim ve ben, onca kalabalığın arasında onları keşfedip, mezelerinden çöpleneceğiz; Hizmet Gazetesi Mesul Müdürü, Kadızade Avukat Bedri bey, pederimiz olurdu da!

‘Gâvur’ İzmir’in gâvurluğu, sanıldığının aksine, Rum değil İtalyan’dı: ya da yıllar sonra, Akdeniz kıyısındaki İtalyan şehirlerini görünce, ben böyle sandım… O Karşıyaka artık yok… Geçen yaz İzmir’deydim, şehri tanıyamıyorum; hele Karşıyaka’yı, asla! 30’Iu yılların ‘alafranga’ sahil banliyösünden vazgeçtim, 50’li yılların yarı alaturka sahil kasabası azmanına bile benzemiyor: geniş ve yeni asfaltlar; eski binaları kambur cücelere çevirivermiş, heybetli beton yapılar; akıl almaz bir insan panayırı! Yo hayır, yaşlıların yapa geldiği üzere, “-Ah ah, nerde o eski. nezih ve temiz Karşıyaka?” demeyeceğim; nasıl olsa şimdiki Karşıyaka da günün birinde, birilerinin ‘eski ve nezih’ Karşıyaka’sı olacak: neylersin ki, çocukluğumuzun ve gençliğimizin elimizden kayıp gitmesine, böyle hayıflanmayı âdet etmişiz! Şimdi o Karşıyaka yok, ondan eskisi de yok; yalnız şimdi var olan Karşıyaka, neresinden bakarsanız bakınız, ne ‘gâvur’ bir Karşıyaka’dır, ne de ‘Osmanlı’; belki azmanlaşmıştır, belki çarpık gelişmiştir ama, sapına kadar Türk bir Karşıyaka’dır, az şey mi?”

Bu görüşleri ileri süren Attila İlhan, unutulmaz bir Karşıyaka evladıdır, bir çok şiirinde ve romanında, gazete yazısında ve söyleşisinde Karşıyaka’yı gündeme getirmiştir, sağ olsun, hiç unutulmasın… Attila İlhan, 13 Ekim 2005 günü vefat etti. İzmir’de ardından yapılan anma toplantısında, yeğeni Kerem Alışık, Nebil Özgentürk, Namık Kuyumcu, Hakan Tartan ve ben, onu anlatmaya çalıştık, İsmet İnönü Sanat Merkezi’ndeki tıklım tıklım dolu salona… Toplantıda okuduğum, “Attila İlhan” isimli şiirimi burada yazarak, onu göklere uğurlayalım:
“…çıktı geldi kaptan… şangay’dan, paris’ten, gavur dağları’ndan… hüzzam tadında kırmızı kaşkolu boynunda… lacivert paltosu ve gemici şapkasıyla… karşıyakalı genç yıllarını arar uzak kaldırımlarda… / çıktı geldi kaptan… yağmurlardan, aşklardan, limanlardan… dedi ki her zaman… önce vatan, önce hürriyet, önce devrim… varsa yoksa hayali bir sevgilim… / çıktı geldi kaptan… son tramvayın son hayaleti gibi… sisler bulvarı’nda bizim abbas yolcu… şimdi doludizgin rüyalarda aşiyan’da.. kapmış gidiyor onu kalpaklı bir ordu…”

Cengiz İlhan’ın Yorumu
Mevlana Camii yakınındaki evimden komşum olan değerli insan, hukukçu ve düşünür Cengiz İlhan da, 20.7.2000 tarihli “Cumhuriyet Kitap”ta yayınlanan ve beni çok onurlandıran “Karşıyaka’nın Kitabı” başlıklı yazısında Karşıyaka’yı yorumlamıştır: “ Eski Karşıyaka denizi, evleri, insanları, sokakları, vapurları, kayıkları, kahveleri, gazinoları, tramvaylarıyla birlikte yaşıyordu. Birlikte de öldüler. Karşıyaka, kendine özgü, bir yaşam biçimiydi, artık ne o Karşıyaka, ne de o yaşam biçimi var… Eski bir Karşıyakalının Yaşar Aksoy ‘un kitabını,”Karşıyaka – Bir Aşkın Hikayesi”ni okuyup da, bir film izler gibi, seyredip de etkilenmemesi mümkün mü? Bu da doğal denilebilir; hemen herkes, geçmişin, bir daha yaşayamayacağı çocukluğunun, ilk gençliğinin özlemi içindedir,”Mahalleye Dönüş” her zaman etkilidir. Elbette bu da var, ama sadece bu değil, asıl, unuttuğumuz, aklımıza geldikçe hafızamızın gerilerine ittiğimiz, Karşıyaka’nın o kendine özgü, yaşam biçimi. Yalıda dolaşıyor, çamlıktan geçiyor, istasyondan Kemalpaşa caddesine yürüyorum. Sonra tekrar, banyolardan, gazhanenin önünden, Papaz’a (KSK yat tesislerinden, Yunusların önünden Bostanlıya)… Burası Karşıyaka mı? Ne deniz aynı deniz, ne de insanlar, sokaklar, evler bir başka türlü. Nereden bakarsam bakayım, kendimi yabancı hissediyorum, bu şehir benim bildiğim, yaşadığım şehir değil. Yaşlılık duygusu, giderek yabancılaşma mı? Belki, ama muhakkak olan bir şey var; Karşıyaka artık, sadece,”havası, suyu güzel, meyvesi, sebzesi bol” yaşaması kolay, bakımlı, sıradan bir Anadolu kasabasıdır. Yaşar Aksoy’un kapsamlı titiz, belgeli, mükemmel bir çalışma ürünü belgeseli… Olayların değil, bir şehrin yaşamının tarihi. Kısaca, Karşıyaka Yaşar Aksoy’un kitabında bıraktığımız yerde, terk etmek demeğe dilim varmıyor, yaşamağa devam ediyor. Yaşar Aksoy, terk ettiğimiz Karşıyaka’yı hatırlamış, sahip çıkmış, hiç değilse, anılarını korumuştur.

İç göç şüphesiz Karşıyaka’nın yaşamanı çok etkiledi, Akdeniz kültürü kayboldu, burjuva yaşam değerleri kalmadı gibi bir şey, ama kabul edelim, bu günkü Karşıyaka’yı iç göç değil biz yarattık, eskisini koruyamadık, değerini anlayamadık, eskisinden kaçtık, korumak istemedik. Yaşar Aksoy bizim koruyamadığımız Karşıyaka’mızın hiç değilse anılarını koruyor. Yeni kuşaklar, asıl değerli olanın değiştirmek değil korumak olduğunu, Yaşar Aksoy’un belgeselini inceleyerek daha iyi anlayacaklardır”.

Bir Cevap Yazın