Dokuz Eylül vapuru…

“Dokuz Eylül Vapuru” isimli yeni yayınlanan toplu şiirler kitabım, 40 yıl boyunca yayınlanan sekiz şiir kitabımın bir güldestesini oluşturmakta. Bu güldestede Yaşar Aksoy’un bir ömüre sığdırdığı şiirleri yer alıyor.

Yurtseverlik bağlamında tarih ve kültürü araştırdım, şehir sevgisi ve kent kültürü bağlamında gazetecilik mesleğini sürdürdüm. Şiir serüvenim 1970’li yıllarda başladı. Bir çok dergide ve şiir eyleminde göründüm. Şiir yarışmaları ve şiir matineleri düzenledim.
1980 yılının sonunda yayınlanan ilk şiir kitabım “Atatürk ve Kurtuluş Savaşı Şiirleri”, 12 Eylül öncesi kaleme aldığım Kuva-yi Milliyeci, aydınlanmacı ve anti-emperyalist bir duyarlığı yansıttı. Anıtkabir mimari planı içinde gezinerek ulusal kurtuluşu yansıttığım ve ödül aldığı şiirlerim, 1981’de “Anıtkabir Destanı” kitabımda somutlaştı. Bu dönemde hem İzmir Halkevi Başkanlığı ile Hasan Tahsin’i Yaşatma Derneği Başkanlığı görevlerini yürütüyor, hem de Kemalist yönde yayın yapan Nisan 1980 çıkışlı “Kocatepe” isimli bir şiir dergisini yönetiyordum. Böylece ilk şiir adımlarımın yurtseverlikten kaynaklandığını belirtebiliriz.

1998’de yayınlanan “Meserret Serçesi” isimli kitabım, Kemeraltı ve Meserret Hanı özelinde yoğunlaşan İzmir sevgisi şiirlerimi topluca sundu. Meserret Hanı’nda yaşayıp göçmüş “ezeli bekar ve mahzun” büyük dayım ciltçi Altınkalem İzzet Efendi’nin hüznü kitabın omurgasını oluşturdu.

Aşkların siyahi anlamını başlıbaşına “siyah” kavramı içinde inceleyen “Siyah Şarkılar” kitabımı, 1999’ da yayınladı ve sahnede ölen Soprano Zehra Yıldız’a armağan ettim.

İzmir aşkını, Pasaport Feneri’nden Kadifekale’ye kadar kent simgelerinde yaygınlaştıran şiirlerimi sunduğum “İzmir Şiirleri” kitabı 2000 yılında, Alsancak’ı gezerek yazdığım şiirleri sunduğumu “Alsancak Gezisi ve Şiirleri” kitabı 2003’te, Paris ve İstanbul duyarlığımı bir Orhan Veli tadında yansıttığımı “Paristanbul” kitabı ise 2008’de yayınlandı.

Dünya devrim ve direniş tarihi üzerine bir belge-şiir kitabı olan “Rezistans – Direniş Şiirleri” kitabım ise, 2013 yılının Şubat ayında topluma sunuldu. Haziran-Gezi olaylarına daha aylar vardı.

Şiirlerim, yurtseverlik, memleketseverlik, şehirseverlik, aydınlanma, insanseverlik, gariban yandaşlığı, hüzün, emek, aşk ve direniş temaları üzerine kurulu duyarlı, açık, sade, sıradan insanın anlayabileceği ve duygulanabileceği bir naif şiirdir.

“Dokuz Eylül Vapuru” toplu şiir kitabı, bir ömre sığdırdığım şiirlerini kapsadığı gibi, ısrarlı ve duyarlı yurtseverlik bildirilerimi sunuyor, aynı zamanda şiirsel bir İzmir belgesi ortaya koyuyor.

Zaman zaman hüzünlü ve isyankar, zaman zaman muzip bir üsluba bürünen bu şiir, şairin yaşamının belgeselidir sanki…
Hayatım boyunca Karşıyaka’dan Pasaport’a gazeteye işine giderken bindiğim Dokuz Eylül Vapuru’na bir vefadır bu kitabın ismi bir bakıma…
Çünkü Alaybey Tersanesi’nde kardeşi Alaybey vapuru ile birlikte imal edilip 1976 tarihinde denize indirilen ve yaşamı boyunca yalnızca İzmir’e hizmet eden Dokuz Eylül Vapuru, son seferini 3 Ocak 2013 günü yaptı, emekliye ayrıldı, uzak bir kıyıya çekildi ve körfezdeki o güzelim silueti ne yazık ki kayboldu. İzmir’e özel mimariye sahip, ön ve arka balkonları imbata apaçık olan bu kuğu imgeli gemi, böylece artık benim şiir kitabımda yaşayacak…

Tüm gençliğimin geçtiği bu vapurun güvertesinde, salonlarında, alt kamaralarında şiirlerimi karalamıştım…
Bu yeni şiir kitabım, bir şehrin ve onun yazarının yaşam özeti olduğu gibi, aslında bir gemidir aynı zamanda…
Şimdi 9 Eylül isimli yeni ve bambaşka tipte bir gemi körfezde göreve başladı.
O yeni tekneye Karşıyaka’dan bindiğimde aynı tadı alabilir miyim bilemiyorum.
Nerde o eski dostlar, nerde o eski sevgililer, nerde o eski Karşıyaka, nerde o gençlik, nerde o eski masmavi körfez, nerde 9 Eylül akşamları ve sabahları, nerde o imbat?…
Bilemiyorum.

DOKUZ EYLÜL VAPURU
seni bekliyorum
yağmurlu konak iskelesi’nde
saat kulesi’ne bakıp seni özlüyorum

seni bekliyorum
hüzünlerimle pasaport iskelesi’nde
teknelere dalıyorum martılardan seni istiyorum
beyaz tenine yakışan şiirler buluyorum

seni bekliyorum
yapayalnız alsancak iskelesi’nde
sahile vuran efkarlı dumanını gözlüyorum
ılık gövdeni arıyorum, bacaklarını, kollarını

seni bekliyorum
şenlikli karşıyaka iskelesi’nde
ansızın çıkıp geliyorsun, denizin ve aşkın kadını
saçlarını okşuyorum, kucaklayıp gövdeni öpüyo¬rum
bergama, sur, efes, dokuz eylül, hepinizi seviyorum…

Yaşar Aksoy

Bir Cevap Yazın