İlk bestekarım: Karşıyakalı Recai Yalın…

yasar aksoy recai yalin (1)Yaşar Aksoy

Şiirlerimden beste yapan ilk bestekarım, Karşıyakalı Kemani Recai Yalın’dır…

Daha sonra sırasıyla “Kemeraltı Güzeli” şiirimi besteleyen Ali Kocatepe,” İzmirli Hanımefendi” şiirimi besteleyen Dr.Teoman Önadlı, “Dario Moreno” şiirimi besteleyen Prof.Erol Balık, “Alsancak Marşı” şiirimi besteleyen Murat Uysalefe, “Kültürpark Tenis Kulübü Şarkısı “ isimli şiirimi besteleyen Hüseyin Özçağlayan, nice şiirimi besteleyen Işıltan Uşaklıgil ve “Beşiktaş Marşı” şiirimi besteleyen İzmir Kent Orkestrası Şefi Hüseyin Çebi, güftelerimden inanılmaz güzel ve anlamlı besteler yarattılar.

Ama, Kemani Recai Yalın bu listede en başta durur…

İlk bestekarımdır…

BİR ZAMANLAR BİZİM KÖŞE

1970’li – 80’li yıllar…

Karşıyaka Tren İstasyonu’nun hemen arkasındaki Nuh Bey Sokağı’nın tam başında eski meyhaneci Milli Mustafa’nın büfesi, hemen yanında Berber Erol’un dükkanı vardı.

O dükkan, yıllarca karargahımız oldu. Rahmetli Berber Erol, Foçalı Ali, bendeniz, berber Ömer, çıraklar Ömür, Mesut ve diğerleri, musiki hocası Alev Engin Abaylı, Bay Farabi (Nail Ayata), Cipcip Erol ve oğlu bandocu Ergün, spotçu Yüksel abi, terzi Süleyman, kahveci Uşaklı Naci, kardeşi İsmail abi, Kırbaş Mehmet ve daha bir çok eski Karşıyakalı, o dükkanı hem KSK’nin, hem de musiki alemlerinin sohbet mekanı yapmıştı. O günlerden sadece berberim olarak değerli kardeşim Mesut Aylan kaldı. (Eski Aydoğdu sokağında) hala saç ve sakal traşımı o yapar.

Kemani Recai Yalın’ı berber Erol’un dükkanında tanıdım. İtalyan kemancılarına benzer biçimde, sanki Paganini döneminden kopup gelmiş,  bembeyaz saçları gür dalgalı, hafif Rumeli şivesi ile konuşan ağırbaşlı ve efendi bir adamcağızdı. Kenarda durur, konu musikiye gelince hemen herkese diskur çekerdi. O konularda sert bir adamdı.

Bir gün onun Yugoslavya’nın ve Makedonya’nın en ünlü edebiyatçısı sevgili dostum Necati Zekeriya’nın kardeşi olduğunu öğrenince, Recai üstadı daha çok sevdim.

Böylece o sohbet günlerinde Recai Üstad, bir gün elimden “İzmirli Hanımefendi” isimli bir şiirimi kapıverdi… Bir hafta sonra şiir bestelenmişti bile… Recai Üstad, rahmetli şef Alev Engin Abaylı’nın konserlerinde, özel sanat gecelerinde, hatta eki Karşıyaka’da kahvehane köşelerinde gerçekleşen musiki matinelerinde bu besteyi defalarca icra etti ve Karşıyakalılara sevdirdi.

Kendisinin ellerinden öpüyorum…

İZMİRLİ HANIMEFENDİ ŞİİRİ

Peki benim güftem nasıl yaratılmıştı?

Uzun yıllar önce İzmir’in tarihin en yakından bilen rahmetli Nedime Kapani Hanımefendi evinde yaptığımız bir görüşmede bana şehrin geçmişinde kalan bir gerçek hikayeyi anlatmıştı:

“Hikaye bu ya… Bir zamanlar, Osmanlı döneminde, o yılların feraceli, yaşmaklı, çarşaflı günlerinde, Kemeraltı’nda alışverişe çıkan birbirini tanımayan iki hanımefendi genç kız, bir kumaş dükkanında göz göze geldiklerinde birbirlerine aşık olmuşlar… Hem de delicesine…

Dedim ya… Hikaye bu ya… Yanıp tutuşmuşlar birbirleri için… Her hafta aynı saatte şehrin farklı semtlerinden Kemeraltı’na gelip birbirlerini görmeye, uzaktan izlemeye, göz göze gelmeye çabalamışlar… Bu böylece yıllarca sürmüş gitmiş.. Birbirlerinin kim olduklarını, isimlerini bile bilmemişler… Biz de onların kim olduklarını bilmiyoruz… Nedime Kapani biliyordu ama isimlerini bana söylemedi… Sonra hiç evlenmeden yaşlanıp kocamışlar… Ama büyük bir aşkı böylece içlerinde saklayıp mezara göçmüşler…”

Ben bu hikayeden çok etkilenip şiirimi şöyle yazmıştım:

“Tatlı ve nazlı bir hayal değil pek uzaktan aşığımdı / İmbatında, gurubunda, busesinde o eski İzmir’in / İşveli bir rüya değil, mehtabı kuşanmış sevdalımdı / Yüzünde ipek feracesi o İzmirli hanımefendi…

Kordon’daki sakız yalılara sor güzelim o günleri / Tutuşan deniz, moraran fayton ve gülümseyen martıda / Belki Güzelyalı’dan, belki Karşıyaka’dan sultanımdı / Yüzünde ipek feracesi o İzmirli hanımefendi …”

Aslında anlamlı ve esrarlı bir hikaye idi… Ete ve gövdeye bağımlı olmayan göze ve kalbe dönük bir romantik aşktı… Ama ben bunun iki hanım arasındaki bir gizli aşkı ölümsüzleştirmek için yazıldığını hiç söylemedim. Nedense hep sakladım. Bunu Kemani Recai Yalın ve arkadaşlarım da bilmediler. Gizem, güfteme gömülüp kalmıştı… Şimdi burada açıklıyorum…

TEOMAN ÖNALDI  BESTESİ

Daha sonra değerli bestekar, İzmir Devlet Klasik Türk Musikisi Korosu şefi Dr.Teoman Önaldı da bu şiirimden etkilenip bir başka beste yaptı… Aynen güfteyi hiç değiştirmedi.. Hatta ilk kez 7 Ekim 1993 günü bestemiz, Kültür Bakanlığı İzmir Devlet Klasik Türk Müziği Korosu tarafından, Dr.Teoman Önaldı’nın yönetiminde Atatürk Kültür Merkezi Yunus Emre Salonu’nda icra edildi. Rahmetli babamla konsere gitmiştik. Avuçlarımızı patlatıncaya kadar alkışladık.

Dr.Teoman Önaldı da, şiirin ilhamı olan birbirine aşık iki hanımın hikayesini bilmiyordu. Sadece sözlerine bayılmıştı güftemin. Acemkürdi makamında bestelenen şarkımı, solist Sami Mutlu icra etti. Sevgili Sami Mutlu arkadaş bıyıklı bir erkek solist idi. Oysa bu dişi besteyi bir dişinin okumasını çok isterdim. Örneğin Serap Mutlu Akbulut veya Nalan Altınörs’ün… Hele hele, Emel Sayın’ın… Çünkü hikaye ile icra, ancak bir dişinin sahnede vücut bulmasıyla ve bir dişinin sesiyle benim gönlümde yerini tam manasıyla alabilirdi. Neyse…

Recai Yalın’ın ilk bestesinin yazılımını ne yazık ki kaybettim… Bu yazımda sunduğum notalar, Dr.Teoman Önaldı’nın bestesidir…

Üstad Recai Yalın ile geçenlerde Girne – Eski Tren yolu kavşağındaki Posbıyık İbo’nun kahvesinde karşılaştık. Bir hatıra fotoğrafı çektirdik. Fotoğrafı da kahveci Çeto çekti.

Recai Üstad’a uzun ömürler diliyorum.

O,benim ilk bestekarımdır…

Ellerinden öperim…

Bir Cevap Yazın