DÜNYANIN ÇATISI, NEPAL’DEN DÖNÜŞ ZAMANI

nepal-everest (1)Chitwan’dan ayrılmadan evvel kaldığım odanın balkonunun tavanında gördüğüm bal kovanı gerçekten görmeye değerdi. Himalayalar’ın eteklerinde kurulu bir göl şehri olan Pokhara’ya doğru yola çıkıyoruz. 150 km’lik yolculuğumuz yaklaşık 4 saat sürmesi gerekirken hiç ummadık şekilde uzuyor. Zira bizim gibi Nepal’i gezen o kadar çok otobüs var ki, bir de yerleşim yerleri arasında taşımacılık yapan otobüsler de bu kervana karışınca işler iyice karışıyor. Kuyruk misali bir araç konvoyunda ilerlerken bunlardan birisinin şarampole yuvarlanması zaten dar olan yolda bir süre beklememize neden oluyor.

Tatsız nedenlerle uzayan yol
Tüm turistlerin uğrak yeri haline gelen bir bölgede durup, self servis fiks menü yerel yemeğimizi yiyip tekrar yola devam ediyoruz. Ancak kısa bir süre yol aldıktan sonra tekrar trafik tıkanıyor ve yaklaşık 5-6 saat yolda bekliyoruz. İlerdeki bir köylü çocuğa, bu konvoydan bir otobüs çarpıp ölümüne neden olduğu için köylüler çarpan aracı taşlıyorlar, yürüyorlar vb. Konvoyun ne önü ne arkası görünüyor. Neyse ki ufak da olsa bir yerleşim yerine denk geldiğimiz için köylü ile bol bol fotoğraf çektiriyoruz. Yol açıldıktan sonra söz konusu çarpma olayının oraya vardığımızda çarpan otobüsün tüm camlarının kırıldığını, eli sopalı, cop yerine kullanılan 75 cm civarındaki sopalarıyla polis ve silahlı askerleri görüyoruz. O zaman ne kadar uzun süre yolda kaldığımızı daha iyi anladık. Akşamüzeri nihayet Pokhara’ya varıyoruz. Otele yerleşir yerleşmez yine yerel yemekler sunan lokantada akşam yemeğimizi yiyoruz. Çoğu kişi sabah Himalayalar’dan güneşin doğuşunu seyretmek için çok erken kalkacağından istirahat etmek üzere otele gidiyor. Bir kısım arkadaşlarla biz yine Pokhara gecelerine dalıyoruz. Eğlence diz boyu…

nepal-everest (3)Pokhara’da güneşin doğuşunu izlemek
Sabah 04.30 da gün doğumunu izlemek üzere otelin önünde tam kadro buluşup, Pokhara’yı zirveden gören Machhapuchhre ve Annapurnaları yakından görebileceğimiz Barış Pagodasına çıkıyoruz. Daha güneşin doğuşunu görmeden kutsal dağ kabul edilen Machhapuchhre üstünde güneşin yansımasını görmek çok keyifli, sırayla diğer dağlara güneşin doğuşu yansıyor ve nihayet güneşi görüyoruz. Gerçekten erken kalkmamıza değdi. Buradan orman içinde yürüyerek Pokhara’nın çevresine kurulduğu Phewa gölüne doğru iniyoruz. Göl kenarında rengarenk kayıklara binmeden evvel bir mola kahve, çay iyi geldi. Sonra herkes sırayla kayıklara bindi ve gölde otelimize yönelik olarak biraz da birbirimizde yarış yaparak yol aldık. Gölün tam ortasına inşa edilmiş, Budist tapınağı Barahi’yi ziyaretten sonra tekrar kayıklarla kıyıya ulaştık ve yürüyerek otele vardık.

Dağcıların anısı “Mountain Museum” da yaşatılıyor
Sabah kahvaltısından sonra bazı arkadaşlar yamaç paraşütü yapmak üzere bizden ayrıldılar. Son serbest paraşüt maceramdan sonra paraşütten uzak durduğumdan ben katılmadım. Otelde ayurvedik masajı yaptırmak tüm bu yorgunluğumu aldı. Bu arada kadınların bir kısmı ommmm yapmaya gittiler… Öğleden sonra bölgenin yerel kültürünü tanıtıldığı ve Himalayalar’a çıkmak için yıllarca uğraş vermiş dağcıların anılarını taşıyan Mountain Museum (Dağ Müzesini) ziyaret ettik. Kısa metrajlı bir tanıtım filminden sonra dağcıların yıllar öncesinden dağa çıkmak için kullandığı malzemeler gerçekten görmeye değer. Müze gezisi sonrası gittiğimiz Devi Şelalesi’nin özelliği iki sevgilinin meydana gelen deprem sonrasında oluşan yarıktan içeri düşerek yok olmalarına ilişkin hikayesi. Bu gezi sonrası serbest zamanda Pokhare’yi dolaştık. Neredeyse her taraf alışveriş için kurulmuş dükkanlardan oluşuyor, incik boncuk, dağ kıyafetleri, ipek kumaşlar, şallar, hediyelik heykeller eşyalar vb. Neredeyse tüm gününüzü bu dükkanları gezerek sıkılmadan geçirebilirsiniz. North Face’nin bir tane orijinal mağazası var ama her yerde orijinali aratmayan sahte North Face marka ürünlerle dolu.

Dönüş eğlencesi
Dönüşe az kaldığı için o akşam hep birlikte geç saatlere kadar eğlenmeye karar verdik, akşam yemeği sonrasında şık şıkıdım önceden belirlediğimiz Pokhara’nın en büyük barına gittik. Reklam olmasın herkesin zevki farklı diye isim vermiyorum. Barda çeşitli meyve aromalı nargileler yaygın. O akşam herkes gibi benim için çok daha keyifliydi. Bar sonrasındaki göl kenarında yürüyüş ve orada kurulu salıncakta sallanmanın keyfini ayağım suya girmiş olsa da sanırım hayat boyu unutmayacağım…

Machhapuchhre’ye yolculuk
Sabah jeeplerle trekking yapılan bölgeye gidiyoruz. Bu bölgeye varmak için epey yüksek bir dağa çıktıktan sonra arabaları bırakıp yürümeye başlıyoruz. Bölge Artvin bölgesinin özelliklerine sahip. Bulunduğumuz bölgeden havanın da açık olması nedeniyle Machhapuchhre (dağın kutsallığına da inanan bir arkadaşa sürekli adını söyletiyordum, o da gerçekten güzel telaffuz ediyordu) çok net göründüğü için epey fotoğraf çekiyoruz. Esasen sırf bu bölgede iki gün kalmak için bile gelinir. Yolda yürürken küçük çocuklar şarkı söyleyip elele tutuşarak yolumuzu kesiyorlar. Burada adet olmuş hazırlıklı olduğumuz için yanımızda getirdiğimiz şeker, defter, kalem, kek gibi şeyleri onlara veriyoruz. Asıl yürüyüşün başlayacağı noktadan sonrasında yürüyüş yapmak izne ve bir bedel ödemeye tabi. Yolda yürüyüşe giden gruplarla karşılaşıyoruz. Yanlarında, yürüyüş yapanların malzemelerini sırtına koymuş olduğu sepetin içinde taşıyan yöre halkından taşıyıcılar var. Daha ilginç olanı taşıyıcılar sırttaki sepeti elleriyle tutmanın ötesinde alnına takılı bant ile taşıyor olmalarıydı. Yürüyüş sonrası sebze çorbası içtiğimiz yerde Machhapuchhre’ye doğru oturup ruhumuzu dinlendirirken içtiğimiz buz gibi biranın keyfine doyum olmuyor. Burada dikkatimizi çeken diğer husus da, domatese benzeyen ve nerdeyse aynı tat ve işlevdeki meyvenin bir ağaç üstünde yetişiyor olmasıydı. İzin alıp bir iki tane kopartıyoruz ama sağ olsun Sena hepsini bitiriyor… Neyse ki ertesi gün pazarda bu meyveyi bulup bir kilo alıyoruz.
Dönüş yolunda Tibet’ten göç edip o bölgeye yerleşmiş insanların yer aldığı köye uğrayıp, köylülerin elle yaptıkları hediyelik eşyalardan da alıyor, tapınaklarını ziyaret ediyoruz. Akşam yemeği sonrasında yine Pokhara’nın en büyük barına tekrar gidiyoruz.
Sabah 20 kişilik uçak ile Katmandu’ya hareket ediyoruz. Katmandu’ya varış ve otele yerleştikten sonra serbest zamanda herkes ikili üçlü guruplar halinde Katmandu’ya dağıldık. Ben Thamel bölgesinden yürüyerek Katmandu Durbar (Hannuman Dokka) meydanına gitmeyi tercih ettim. Orada çatı katında yer alan Bajra Cafe’ye çıkıp bira eşliğinde Durbar(saray) meydanını seyretmek de sohbette müthiş keyifliydi.

Everest’i görmeden olmaz!
Sabah yine heyecanlıyız, zira Everest’e uçacağız. Tribhuvan (Katmandu) havaalanına gidiyoruz erkenden. Everest’i görmek amaçlı o kadar uçak inip kalkıyor ki uçuşumuz bu nedenle 2 saat gecikiyor. Buddhaair’e ait 20 kişilik uçağın kalkışıyla Himalayalar’a paralel uçup tüm yüksek tepeleri teker teker uçağın kokpitinden yakinen görüyoruz. Everest gerçekten muhteşem. Bu gezi sonrasında uçaktan inerken 523855 numaralı “I did not climb Mt.Everest….. But touched it with my heart” yazılı bir sertifikamı alıyorum. Ve Everest gezimiz sonrası Katmandu’dan ayrılıyoruz. Sarjhah havaalanında İstanbul uçağını beklerken yaşadığımız keyif de grubumuza kalsın…
İstanbul’a varış sonrası, İstanbul, Ankara ve İzmir ‘den gelenlerle vedalaşıp bu büyülü ve keşke bitmeseydi düşüncelerinin hakim olduğu seyahatimize, en kısa sürede aynı ekiple başka bir ülkeye gitmek üzere sözleşip ayrılıyoruz…

Bir Cevap Yazın