Herkesin “Devir”i sözde değişiyor ya senin ki?

devirEce Temelkuran’ın “Devir” adlı romanı “Gezi” olaylarının arka planını açıklayan nadir romanlardan biri. Türkiye neredeyse bir gecede ortaya çıkan isyan dalgasını anlayamadı, belki de anlamak istemedi. İşte Temelkuran bu romanıyla aslında “Gezi gençliği” nin kimlerin çocukları olduğunu bizlere, uzun uzun gerçekleri yüzümüze vurarak anlatıyor. Kitap Ankara’da, 1980 Mayıs’ının son günlerinde başlıyor. Romanın diğer bir özelliği olan İstanbul merkezli olmayan yapısı da aslında okuyucuyu şaşırtıyor. Bugüne kadar aşk ve acıların merkezi görünen İstanbul bu sefer sözde modernitenin ve batının yansıması olarak dile getiriliyor. Romanda, Ankara mahalleleri, meyhaneleri, sokakları, parkları belirgin bir yer tutsa da aslında öbek öbek Anadolu hatta tüm Türkiye’dir. Bu Türkiye bizim hatırlamak istemediğimiz hep unutmak istediğimiz darbeleri, Çorum ve Maraş katliamlarını saklar yüreğinde. Hatta daha yaşanabilir bir ülke uğruna yola çıkan “Hüseyin” ve “Birgül”leri hatırlatır bize her gün.

Temelkuran romanında klasik öğretici, öğüt verici bir dil yerine günlük hayatın içerisinde akan, önemsemediğimiz dilimiz üzerinden mesajlarını ince ince vermiş. O kadar ki, alıntı yapmak isteyen okuyucu her sayfada durup, düşünmek zorunda kalıyor. 492 sayfalık romanı okudukça bir dönem filmi çekiyormuş gibi hissederken, öyle bazı olaylarda burnunun direği sızlıyor ki, kendi ailenden biriyle özdeşleştiriyorsun. Ayrıca sadece 80’li yılları değil daha 2 sene önce yaşanan toplumsal olayları gözünün önüne getiriyorsun. Belki o hareketin içinde yer aldığın anı belki de “kırmızı kıyafetli kızı” hatırlıyorsun. Kafanda bugün ile dünü birleştiriyorsun. Yarı renkli yarı renksiz bir film izliyorsun zihninde…

Türkiye tarihinin en kritik dönemlerinden birinin arka plana alıp, o günleri iki çocuğun dilinden, aklından ve duygularından anlatan bu özel roman ile o çocukların ta kendisi oluyorsun. Ya Ayşe oluyorsun sekiz yaşında, annen ve baban 12 Mart darbesinden sonra evlenmiş, orta sınıf bir ailenin çocuğusun… Ya da Ali oluyorsun bir gecekondu mahallesinde yaşayan.

Kim olursan ol bir çocuk gözünden bakmıyorsun hayata çünkü Türkiye’de çocuk olmak demek hemen büyümek demek. Çocuk olmak demek seçmediğin din, dil kimliğin yüzünden dayak yiyip hırpalanman demek. Ama ne olursa olsun sen hala bir çocuksun ve çok sevdiğin arkadaşın ile hedefiniz var. Kuğulu Park’taki kuğuları kurtarırsanız “devrimci abiler ve ablaların” ölmelerini engelleyeceğinizi düşünüyorsunuz.

Çocukluğa ilişkin en güzel anılar hep kokuyla başlar. Bu romanı okudukça hangi kokuları özlediğinizi ve hangi kokularınızı hatırladığınız üzerine kafa yoracaksınız. Ayrıca siz duymadığınızı düşündüğünüz şeyleri aslında çocuklarınızın duyduğunu, duyabileceğini düşünerek hayatınıza yön vereceksiniz. Bir çocuğun kuğu hikayesi olabilirmiş bu kitabın ismi… İçinde çokça “Küçük Prens”in hayallerine yakın anlatılar var. Bilmiyorum Temelkuran’ın bu kitap ile ilişkisi nedir ama ben “Türk Küçük Prens”i okudum satırlarda. Eğer Antoine de Saint-Exupéry Türk bir yazar olsaydı bizim Küçük Prensimiz Ali, prensesimiz Ayşe olurdu…

Belki hayatta kendi filmini çekemezsin ama bu roman ile 80’li yılların filmini bugün çekersin. Hem de hiç bir sahneyi çıkarmadan. Çünkü 35 yıl önceki hayatlardan bugüne neler değişti, neler devam ediyor. İki kısma ayrılmış bir toplum bugün ne kadar değişti sence? Ya da fişleme iddiaları bitti mi? Komşuna ne kadar güveniyorsun? Ninenin diliyle, diniyle ne kadar rahat yaşıyorsun? Görüşlerini açıklarken korkmuyor musun?

Bülent Ersoy cinsiyetini değiştirir o devirde, onun devri biter. Ama senin devrin, devirden anladığın değişmez. Dönüşür, sadece adı evrimleşir, niteliği aynı kalır. Bugün kaç tane kız ona alıp hediye ettiğin bir gofret ile mutlu olabilir? Ya da kaç adam sen hapse düşünce seni yıllarca bekleyebilir, özleyebilir?

Devran döner “devir” aynı kalır bu ülkede. En azından son 70 yıldır öyle oluyor. Birileri magazin dünyasına kapılır, birileri onuru ve ekmeği için kimi zaman polisten kimi zamanda askerden sopa yer. İnanır, inandırır kendini bir gün bir kuğu ile uçup gideceğine…

Kitabı incelemek için bu linki tıklayın…
https://canyayinlari.com/Devir/9789750724411-1#book

Ece Temelkuran kimir?
1973 yılında İzmir’de doğmuştur. 1993’ten başlayarak 20 yıl muhabirlik ve köşe yazarlığı yaptı. Bütün Kadınların Kafası Karışıktır (1996), Oğlum Kızım Devletim-Evlerden Sokaklara Tutuklu Anneleri (1998), İç Kitabı (2002), Kıyı Kitabı (2002), İçeriden-Kıyıdan Konuşmalar (2004), Dışarıdan-Kıyıdan Konuşmalar (2004), Biz Burada Devrim Yapıyoruz Sinyorita (2006), Ne Anlatayım Ben Sana (2006), Ağrı’nın Derinliği (2008), Muz Sesleri (2010), İkinci Yarısı (2011), Kayda Geçsin (2012), Düğümlere Üfleyen Kadınlar (2013) adlı kitapları yazdı. 2010’da İngiltere’de Deep Mountain (Ağrı’nın Derinliği), 2011’de ABD’de Book of the Edge (Kıyı Kitabı) adlı kitapları yayımlandı. Muz Sesleri aralarında Hollandacanında olduğu beş dilde yayımlandı. Düğümlere Üfleyen Kadınlar ise Almanya’dan sonra Fransa, Çin ve Polonya’nın da aralarında bulunduğu on üç ülkede yayımlanmayı bekliyor. The Guardian, Newstatesman, New Left Review, Le Monde Diplomatique, Berliner Zeitung gibi gazete ve dergilerde makaleleri yazdı. Uluslararası Af Örgütü ve Prens Claus Vakfı’nın davetlisi olarak Amsterdam’da 2013 yılı için “Özgürlük Konuşması”nı yaptı.

Bir Cevap Yazın