NEDEN KIZ ARKADAŞINIZ YOK?

1Muzaffer Cellek / Araştırmacı yazar

Kendisini “koboy” gibi kullanarak 3 yıllık bir yalnızlık sonucunda “Neden kız arkadaşım yok” tan yola çıkan Londralı bir matematikçi, matematiksel olarak hazırladığı doktora tezinde “Doğru aşkı bulma şansının, 285 binde 1’e denk düşüyor” dediBu ne iş?! Bu yazıyı gazeteden okuyunca, ister istemez “ Ölme eşeğim ölme!” deyiverdim.

Warwick Üniversitesi Matematikçisi Peter Backus, bu sonuca varmak için, karmakarışık uzay galaksileriyle, Samanyoluyle yıldızların kaç gezegeni olduğunu, yıldız kaymalarını, eski uygarlıklarla, hepsini bölmüş, çıkarmış, toplamış, çarpmış, karekökünü almış. Yalnızlığı, bilimsel olarak keşfetmiş.

Bu neticelere nasıl varmış? Bu acayipliklerin; Aşk’la, meşk’le ne alâkası varmış bilemeyiz ama, adamcağız aşktan, yalnızlıktan, bozguna uğramış anlayacağınız. Bizim de moralimizi bozuyor yani.

Aşk! Hudut tanır mı? Kalıba sığar mı? Aşk bir kere, matematikten nefret eder. Kalıplara sığmaz! Pasta kalıbı mı bu?! Heç!

Ört ki, ölem!

Aşkı kim kaybetmiş de o bulmuş? Sormak lâzım. Londra’da yaşları 24 ile 36 olan kadınları baz almış. Kendileriyle gezmiş tozmuş. Oturup yemişler, içmişler. Pek çok kadın arasından, muhteşem ilişki yaşayabileceği 26 kadını tespit edebilmiş. Diğerleriyle anlaşamamış. Niye anlaşamamış? Burasını bilemem. Olsa olsa, adam matematikçi ya. Çok “ hesabi” davranmıştır. Başka n’olsun yani? Di mi?

Aşkı , ara ara bulama! Ne iş?! Bize gelseydi. Kendisine bir elma şekeri ısmarladık. “Yala” derdik. Elinde kalan sapı da “ Ahan da aşk bu” derdik. Kısa yoldan doktorasını yazar verirdi kurullara, sen sağ, ben selâmet.

Dünya dışı varlıklara kadar gitmenin alemi mi var?! Bir çok verileri bölmüş çarpmış. Denizli’deki bostan tarlasındaki su kabaklarını verirdik eline. “Çarp yere “ derdik. Çekirdekleri saçılırdı yere. Al sana doktora tezinin kısa yazılımı işte bu.

Âşık Veysel’le tanıştırırdık. “Güzelliğin beş para etmez, bendeki bu aşk olmazsa” dizelerini eline tutuştururduk “ Hadin baken, çöz ülen Mıstıfa Ali ( Pardon Matematikçi Backus) derdik. Aylarca düşünürdü, çözmek için, uğraşırdı garibim.

Sonunda “ aşk’ı arayan insanlar için vardığım netice iç karartıcı. Bekârlar hayata iyi yönünden bakmalı. Bu, sizin suçunu değil!” demiş, matematikçimiz.

3Bu matematikçinin, bir halttan anladığı yok! Yok ki, yok! Biz; yemedik, içmedik,. aşkın tarifini, güllerin efendisine sorduk. Aydınlıklardan; Gül pembe yanaklara düşen gözyaşı damlalarına bakıp bakıp, şöyle dediler: “Aşk, seni hapsedecek göz aramak / Yalnız gecelerde, geniş kalbine sığınmak / Ve gece, onun hayaliyle yatmak / Ama uyandığında, onu bulamamaktır/ Aşk, düşündüklerini anlatamamak / Sebepsiz yere gülüp ağlamak / Hassas bir kalp taşımak / Ama onu, hiç kırmamaktır / Aşk, dünyayı, bildiklerini unutmak  / Kemiklerinden gelen sesi duymak / Yıllarca aradığın aşkı bulmak / Ama onu görüp, kavuşamamaktır.

Bana göre de aşkın tarifi; “Gecesi; Ay kadar parlak, gündüzü de, yıl kadar uzun olmaktır…”

Siz olsanız, nasıl tarif ederdiniz?

Yıllar önce Karadeniz’de bir kayıkçının küreğinde bir yazı okumuştum. Adamın kazıyarak boyadığı bir yazı idi ve ben bunu hiç unutmadım. Ne demek istediğini, bu gün bile anlayamıyorum.  İşte o laf, anlamını sizler çözersiniz diye buraya yazıyorum: “ Eğer, aşkın bir sabun ise, “köpürt beni” Pakize

Hadindi  gari, çözün baken, “Bu laf ne deyoru?”

Bir Cevap Yazın