ÇOCUKLAR: ANA BABASINI, NEDEN, DİNAZOR GİBİ GÖRÜRLER?

1

Muzaffer Cellek / Araştırmacı yazar

Taş devri, demir devri, Tunç devri derken, elektriği de atlayarak teknolojiye dayandı insanoğlu. Bunlarla da yetinmedi, sırt ağrısına nasıl çare bulunduysa, aşk yarasına kalp sızısına da çareler üretildi.

Tedavisi bulunamayan rahatsızlıkları bile iyileştiren, hücreleri canlandıran, ağrıları geçiren, insanı ruhsal ve fiziksel  yönden güçlendiren mucize yöntemler gelişti ve geliştirildi.

Eskiden Doğudan kılıksız adamlar gelirdi. Başındaki  şapkalarından tutun da, bıraktıkları sakallarla bir acube gibi ortalıklarda dolaşır, şifa dağıtırlardı. Acayip kokulu çubuklar yakarlardı. Şimdi o devirler çoktan geçti.

Şimdi alternatif  tıb’ dan tutun da, beyin programlama, kader yapılandırmalara dek çareler aranıyor, format atılıyor insanlara.

Eski bir Dr. Bedri Ruhselman öğrencisi olarak ve Mevlana’nın yücelttiği  K.Yakalı Sebahat Ablaya verdiği el’e tanık olmuş biri olarak, davet edildiğim konferans, ilgimi çekmişti.

Sebahat  Abla, ilk okul mezunu, bir doktorun eşiydi. Kendisi Mevlana tarafından seçilmiş sade bir vatandaştı. Sayfalar dolusu tebliğler gönderen Mevlana’nın sözlerini, ilmi kelimelerle yazıp, defterler doldururdu. Ben de,  herkesin toplandığı büyük masanın altına, ayakların, bacakların arasında elimde fotoğraf makinesi ile emekleyerek, iletişim teli bir  ses cihazı, bant arardım, deliler gibi. Ve Sebahat Ablaya, Farsça, Osmanlıca kelimelerin manasını sorardım. Bilemezdi. O da şaşar kalırdı.

İşte  Beyin Programcısı Melik Şah’ı, konferans verirken ziyaret ettim. Genç yaşta, çok meşhur olmuş. Her derde deva buluyor. Bize öyle söylendi. Tanımak için, fırsat kolladım. Yanında Terapist Berrin Altıntaşoğlu, ve teknokahin Nesrin Yalçınkaya vardı.  Sanki 5 çayında gibiydik.

Kendisi araştırmacı yazar. Ve beyin programcısı. Google’da “ Kozmik terapist “ olarak belirtilmiş yaptığı iş. İsteyene kurs şeklinde eğitim veriyor. Sıkıntıları dinliyor. O da tavsiyelerde bulunuyor.

“İnsan beyni, canlı bilgisayar’a benzer” diyor. Ve devam ediyor: “Bilgisayar oyunları kisvesinde ve kılığında, programın içine saklanmış cip’ lerde bir takım karakterler yazılmıştır. Böylelikle  çocuklarda kavgacı, tınmayan, baş kaldırıcı yeni nesiller üremektedir. Toplum gerçeklerinden kopuk, anasını babasını dinazor gibi gören yaratıklara dönüşmektedir bu çocuklar.”

Daldan dala atlayarak soruyorum: “Peki, insanoğlunun kaderini çalabilirler mi?” Diyor ki: “Karşısındakinin duygu ve düşüncelerini yanlış yönlendirmek, beyni yanlış programlayacağı için, aslında  kaderini çalmak oluyor. R2 ve Yaşam Koçları, “Ben” merkezli olumlamaları, beyni yanlış programladıkları için, beyni yanlış yönlendirmektedir. Bir nevi  kader çalmaktır bu.”

4“Ruhsal  hastalıklarda format atmak nedir?” diye sorduk. Cevabı: “ Bioenerji destekli psikoterapi teknikleri devreye girer bu tip hastalıklarda. Bu teknikte duygu ve düşüncelerin ve ruhsal hastalıkların silinmesi, format atılması, virüs koruyucu programının yüklenmesi ve bu şekilde korunmağa alınmaktır” dedi ve devamla: “ Bioenerji seansında vucudun enerji akımının düzenlenmesidir yapılan iş.  Esasında insanoğlu, elektrikle çalışan kimyasal makinedir. Herkesin vucudunda bilinen  7 tane, bilinmeyen 13 tane “çakra” var. Elektrik akımının düzensizliği insana tesir eder. Unutkanlık, dikkat eksikliği, ezberleyememe, konsantrasyon sorunu gibi. Doktora gidersiniz, “deprasyon” teşhisi konur. Halbuki, pankreasınızın dengesiz çalışması, bunlara sebep olmuştur.

Allah sevdasıyle tanınan, aşk mektubu gibi vecizeler döktüren Hintli Sır Rabindranat Tagore’u tanırsınız. Bu ünlü  beyin programcısının sağlam vecizeleri var. Mesela bir kaçı: “Eyy Yarr, bakamıyacaksan  NUR’a göze gelme. Dayanamayacaksan Nar’a gönle girme. Duramayacaksan semada AŞK’a, dönme. Ama sen ne olursan ol, içimde kal, gitme.” “ Var olan sonsuza yar olsun. Mahşer çok kalabalıksa eğer, ARŞ kenara çekilip AŞK’a yer açsın. “EN sevgili “ gelişdi diye.” “ Ben ebede yalvardım haykırdım SESsiz dilinle, deldi geldi gönlüme dokundu. Ben ezele yalvardım, bul sevgilimi. Sesim aşk olup aleme okundu. Yüreğim, zamanı çeken tespih.. Nefes olup, NEY’inden üfledim. Kınamasınlar, taşıyaşadım aşk’ı. Züleyhaya Mecnun’a yükledim.”

Nasıl? Biraz “Tagore” vari değil mi?

ÇOCUKLAR: ANA BABASINI, NEDEN, DİNAZOR GİBİ GÖRÜRLER?” için 2 yorum

Bir Cevap Yazın