NEPAL – 3

nepal deprem öncesi (2)Kısa bir yolculuktan sonra Katmandu tarihini oluşturan üç krallıktan biri olan Bhaktapur’a (Gizli Şehir) varıyoruz. Şehrin hemen girişine yakın bir noktada aracımızdan inip yürüyerek şehre giriş yapıyoruz. Hemen girişte fotoğraf çektirmeyi ihmal etmiyorum. Giriş kapısında yine açık et satış mağazası da gözden kaçacak gibi değil. Şehrin merkezine doğru yol alırken Nepalli yaşlı bayanlar turuncu, beyaz ve siyah ağırlıklı tüm vücudu örten elbiseleri içinde çömelmiş kapı önlerine oturmuş gelen geçeni izliyorlar. İzin isteyip yanlarına oturup fotoğraf çekildikten sonra fotoğraflarına bakmak istiyorlar. Ben de fotoğraflarını gösterince hep birlikte gülüyorlar. Bu fotoğraf çekimine Burcu, Münevver ve Sena da katılıyorlar ve onlarda çektikleri fotoğrafı yaşlı bayanlara gösterince tekrar gülüyorlar. Şehir, fotoğraf çekmek için adeta bir define. Daha çok kelebek fotoğrafı çekme merakı olan Necmi beyi sokaktan toplamak zor oldu. Derken bir başka tapınağın yer aldığı meydana vardık. Tapınağın çevresi yine hediyelik eşya satan dükkânlarla dolu. Öğle yemeği için yerel bir restorana giriyoruz. Ahşap merdivenlerden restorana çıkıp masalara dağılıyoruz. Masalardan meydanı görüyorsunuz. Yerel kıyafetli insanlar, bizim eskisen sokak aralarında omzuna koyduğu uzun sopanın iki ucuna astığı kap içinde yoğurt satan satıcıların benzerleri önünüzden geçiyor. Yemek siparişleri verildi ne yerseniz yiyin pirinç her zaman ön planda. Ben her yurt dışına çıktığımda yaptığım gibi domuz yemek iştahı içinde her çeşidi deniyorum.

Kumari geliyor

Yemeklerin pişmesini beklerken birden kulağıma davul zil ve insan sesleri geliyor ve bir şey olduğunu anlayıp, fotoğraf makinemi kapıp ahşap merdivenlerden ikişer üçer atlayıp aşağı iniyorum. Yanılmamışım ara sokaktan Bhaktapur’un 7 yaşındaki yaşayan tanrıçası Kumari geliyor. Kırmızı parlak elbisesi ve gözleri öne çıkaran pür makyajlı şekilde orta yaşlı bir adamın kucağında. Herkes önünde saygıyla eğilip elini öpmeye çalışıyorlar. Tahtırevanı yanında çala, güle oynaya büyük bir kalabalıkla meydandan geçip gittiler, bu bizim için büyük bir şans oldu. Kumariyi görmek her Nepal’e gidene nasip olmuyor çünkü. Ama bu konuda şansımız daha sonra da devam etti. Yeri geldiğinde bahsedeceğim. Tanrıça Taleju’nun bedenine girdiğine inanılan seçilmiş tanrıça kumari, adet gördüğünde tanrıçalığı da sona eriyor. Konvoy meydandan uzaklaşınca tekrar restorana dönüyoruz. Yemekler harika, yemek bittikten sonra hemen restoranın karşısında ahşap işlemeciliğin yapıldığı kendisine tüm şehir gibi ahşap olan tarihi bir yapıya giriyoruz.

Kardeş yarışının eseri, Bhaktapur

Yüz yıllar önce yapılmış; yapı da halen yapılanlar da ahşap işlemeciliğinde sanırım son nokta. Bhaktapur’u gezmeye devam ediyoruz. Krallın oğullarından her birisine ayrı ayrı yaptırdığı ve kardeşler arasında bir yarış şeklinde yapılmış şehir tıpkı diğerleri gibi tarih fışkırıyor. Bugünkü yaşamla birleşmiş şehirde; hediyelik eşya satan dükkanları ve satıcıları, kurutulmak üzere yere serilmiş, güvercin ve serçe saldırılarına karşı başına nöbetçi bırakılmış pirinçleri, köpeğinin üstündeki bitleri ayıklayan kadınıgörüyoruz. Şehirdeki tapınakların merdiven başlarına kutsal sayılan fil, aslan gibi hayvan heykelleri dikilmiş. Tapınak merdivenlerinde tespih gibi dizilip “ver coşkuyu” sloganıyla fotoğraflar çektirmeyi de ihmal etmiyoruz tabi.

nepal deprem öncesi (1)Dimelna Garden restoranı

Tapınaklar içinde en çok ilgi çekeni ise dört bir yanında kamasutra motifleri işlenmiş olanıydı. Dikkat çeken diğer bir yer de genellikle daire veya kare şeklinde çizilen ve herşeyin mistik merkezini sembolize eden “Mandalaların” yapıldığı ve satıldığı mağazaydı. İşin tam hakkını vermek gerekirse tam bir gün sindire sindire gezilebilecek Bhaktapur gezimiz akşama doğru sona erdi ve uçurtma uçururken bizi görüp para isteyen çocukların arasından aracımıza ulaştık. Akşam yemeğimizi Thamel’de, Dimelna Garden restoranında yedik. Restoranın özelliği yerel olması, yerel dansların yapılması ve rehberimiz Melih’in Füsün’la iki yıl evvel düğünlerini yaptıkları yer olmasıydı. Yerel yemekler olan momo( bir çeşit mantı) nepali ve bunun gibi çeşitli yemekler yiyip dansçılarla sahneye de çıkmak suretiyle eğleniyoruz. Genellikle pirinçten yapılan yerel içki raksi, çay tabağına benzer kilden yapılmış bir kaba, ibriğe benzeyen bir sürahiden 40-50 cm yukarıdan dökülerek konuluyor. Melih fazla içmeyin çarpar dedi ama 10-15 tane içmeme rağmen beni çarpmadı. Ezber bozan bana yakışan bir tutum. Hatta istek üzerine bir su şişesine de konulup hediye edildi. Oradan ayrılıp tekrar Nepal barlarına akıyoruz. Barlardaki içki isimleri gerçekten enteresan. Devam edecek…

Bir Cevap Yazın