ÖMÜR DEDİĞİN…

Zafer Erdem

İzledikçe insanın içinde derin etki bırakan, burukluk oluşturan bir program var Trt ekranlarında…

Ömür dediğimiz yolculuğun bizleri nereye götüreceğini, hayatın ne kadar değerli lakin bir o kadar da ne kadar boş ve anlamsız olduğunu anlıyorsunuz programı izledikçe… Sanki; yüreğinize işliyor büyüklerin anlattıkları ve yaşadıkları o anlar.
Şüphesiz, o kadar çok şey var ki ders alınacak. Maalesef günümüzde hala çok örnekleri var büyüklerine saygısızca davranan, onları hiçe sayan değer vermeyen nice insanlar …
Kimi zaman tebessüm ediyor, kimi zaman gözleri doluyor insanın. Şöyle ki; yaşı 75-90 aralığında hayatlar geliyor karşımıza. Çoğu yalnız yaşlı bir nine veya dede… Anlatıyor iç geçirerek, ömrünün son deminde, bir film şeridi gibi geçiyor gözlerinin önünden çocukları ve torunlarıyla yaşadıkları gençlik yılları… Ancak ekliyor hemen ve “Nerde o günler, hepsi geride kaldı”.
“Yok artık halimizi hatırımızı soran evlatlar”… Bizden belki 50 belki 60 yaş daha fazla yaşamış, kimisinin yalnızlıktan yakındığı ama asla “isyan” etmediği aksine şükrettiği insanları iç geçirerek ibret dolu duygularla izliyoruz… Hele, boşanmaların arttığı şimdiki zamanla kıyasladığımızda, özellikle eşlerinin kıymetini yalnız kaldıktan sonra anlayanların olduğu bölümler ibret verici.
Sizi bilmiyorum ama kendi kendime şöyle düşünüyorum…”Ömür boyu yaşadığımız güzel anıların yanında streslerin, bunalımların, sıkıntıların ne kadar boş olduğunu”… Şunu hiç unutmamak gerek, yarın ölecekmiş gibi yaşamak hem de güzel yaşayabilmek insanın mutluluk kaynağı olabilir.

Tıpkı, Zülfü Livaneli’nin eserindeki gibi “Harcanıp gidiyor ömür dediğin…”
Yaşlı nur yüzlü bir insan Mehmet dede… Eşi öldükten sonra, huzurevine yerleştirilen ve 8 senedir ziyaret edilmeyen yalnız bir dede…
“Bayramlar geçiyor hep hüzünlü, hep kederli… Burada ne kadar rahat olsan da eski neşeni bulamazsın, bayram gelmiş neyime bayram?”
“Ben kime şeker vereceğim, kim öpecek benim elimi…”
“Şu kapıdan girdiklerinde, bak oğlun gelmiş” desinler…
“Çağırsınlar beni de aşağı isterim…”
“Kızın geldi” desinler…
“Gönül istiyor yahu…”
“Ne olur gelseler, ne kaybederler ki?”
“Ama yok…Gelmiyorlar.”
“Sekiz senedir hiç mi vicdanları sızlamıyor onların…”
“Hiç mi merhametleri yok…”
“Çok bekledim çok, umut ettim gelirler diye…”
“Oğlun gelmiş, torununu getirmiş derler diye… Ama boşuna be evlat…”
“Üç gün boyunca ağladım”

İçim sızladı, yaşlı amca’nın dudaklarından çıkan bu sözleri duyunca, gözlerimden iki damla yaş süzüldü…
Sevgili dostlar, hayırlı evlat olmak lazım… İyi evlatlar yetiştirmek lazım… Bir gün kendimizin de yaşlanacağını düşünerek, büyüklerimize gereken ilgiyi, sevgiyi ve saygıyı göstermeliyiz. Ana ve babalarımıza sağlığında değer vermeli ve onları el üstünde tutmalıyız… İnsan, kaybedince daha çok anlıyor sevdiklerinin kıymetini…

Bir Cevap Yazın