BAHAR YORGUNU MUSUNUZ?

no 2 no 3Muzaffer Cellek / Araştırmacı yazar

“KAFAYI DUMANLA, SEVGİLİYİ AL YANINA, TARİHİ YUDUMLA,  POSTU SER FOÇA’YA, OH KEKA!”
Ege’de eğlence ve eğlenceye ulaşmak artık çok kolay. Şehirdeki aynı motifleri göre göre, aynı atmosferi soluya soluya ruhunuz daraldı mı, at kendini Ege’nin sıcak sularına, pardon atmosferine.

Bahar yorgunu musunuz? Çaresi var: “Kafayı dumanla, gözünü kapa, tarihi yudumla, sevgilini de al yanına, postu ser Foça’ya… İyi gelir.

Şu metrolar çıktı çıkalı, daha da çabuklaştı her şey. Garaja kadar gitmek, vasıta beklemek yok. Atlıyorsunuz metroya. İndiğiniz yerde otobüsler hazır. 20 dakika sonra eğlencenin içinde buluveriyorsunuz  kendinizi. Oradan da hevesinizi aldıktan sonra, aynı metro, ile Ege’yi, dolaş dolaşabildiğiniz kadar.

İnsan, Metro’ların mazisini düşünüyor.  Taaa, Stalin zamanından beri var bu Metro’lar. Aradaki mesafeye bakıp, ne kadar uyuşuk kaldığımız ortaya çıkıyor. Ahan da bu yıllarda kavuştuk Metro’ya. Paris de öyle. Yerin altı köstebek yuvası gibi.

Metrolarla işi pişirdik. Çat kapı Foça’dayız. Çat kapı, Aliağa’da, Eee, ondan sonrası yakın zaten. Atla otobüse, Ayvalığa var. At kendini Cunda’ya. Sokaklar yağır yağır yağ ve koku içinde. Olsun varsın. Düzeleceği yok oranın.

Milletin canı sıkılıyor canı. Artık eskisi gibi değil. Siz sıkıldıkça, “sıkı can iyidir” diye teselli edilirdiniz. Şimdilerde, “git bir havalan gel” diyorlar. Havalanmak demek, dar mekanlarda bile uçmak demek.

Mesela Foça’da sınız. Oranın tarihini de biliyorsanız, eğlenmek daha hoş oluyor. Tarihi yaşayarak, eski devirleri mukayese ederek, zeytinyağı ve  altın küpüne siz de bata çıka, eğlencenin hakkını verince,  “oh be, dünyada bizden başka da yaratıklar varmış. Onlar rakıyı bilmezler ama, sihirli içkileri varmış. En geçerlisi ise şarapmış,” diye diye avunuyorsunuz. Canınız birden, karanfilli sıcak şarap içesiniz geliyor. Eskiye özenerek. Tarihi koklayarak.

Böylesi sanatsever eğlenceliğin içinde, daha da entelektüel oluyorsunuz. Gören de “ Adama bak yahu, tarihi yaşaya yaşaya, içine sindire sindire hayatı yudumluyor” diye size gıpta duyuluyor.

Dolaştığımız yerlerde , eğlence küpü amfora’lara bata çıka eğlenenler, tarihi menkıbelere kapılıp, gece yarısı fok aramağa çıkanlar mı ararsınız. Aydın’a gidince İncir yenmez mi? Ayvalığa gidince de zeytin. Eskişehir’e gidince de salep. Değil mi? Foça’da fok yüzü görmek zor. Adı var, kendi yok. İyi ki yok. Kendimize benzetirdik yoksa. Olmayan, kıt bulunanlar, daha mı kıymetli oluyor acaba?

Foça’daki temiz hava, kendini hemen belli ediyor. Eğlence yerlerinde sabah, birden  bire oluveriyor sanki. Romantik ışıklar altında içkinizi yudumlarken, ortalığın aydınlanmasına bakıp “Kim yaktı bu lambayı, söndürün” diye sesleniyorsunuz.

Böylesi daha iyi” diyorsunuz. Yanı başınızdan size cevap veriliyor. “Ne lambası, sabah oldu sabah”  İşte onun gibi. Anlaşılan   eğlencede, geceler bile yetmiyor artıkın.

Foça’nın  barları atakta. Geceler bir rüya gibi geçiyor. Koskoca bar, tek oda, yüksek tavan. Tarihi bina. Herkes sıkışmış orayta. Tek bir gitar, siz orda sabahı buluyorsunuz.Tarihi de yudumlayarak, siz de antikalaşıyorsunuz. Öyle ya. Zaten sabah olmuş. Kısık gözle sesleniyorsunuz. “ Yahu bu lambaları kim yaktı?” diye.

Yol boyu erikler çiçeklenmeğe devam ediyor. Ağaçlar filiz yeşili, çayırlar  koyu koyu yeşil. Gönüller uçmaklı. Ege’li, Sonbaharı yaşayamadan yaz geldi. Plaj mevsimi ise, eli kulağında. Ege’li baharı tam yaşayamaz. Kendini birden yakıcı sıcaklarda bulur. O bakımdan ahan da bu  sıralar, Egeli, havaya girer. Tavlanır. Eşelenir, keyfi de gıcırdır.

Velhasıl, bu bahar yorgunluğuna çare olarak “Tarihi sindirerek, sevgiliye yaslanarak, içkiyi yudumlayarak” içeceksiniz.

Derim işte ben,“ te o ka!”

Ört ki, ölem !

 

Bir Cevap Yazın