Agora’da dedemi aradım

Gazeteci, tam vaktinde Agora’nın kapısına yaklaştı. İkiçeşmelik Caddesi’nde otobüsten inmiş ve eski ismi Lambatiye Sokağı olan şimdinin Azizler Sokağı’ndan dosdoğru giderek parkın yanında biraz soluklanmış ve ne zaman gelse tarifsiz heyecanlara kapıldığı Agora’yı uzaktan uzun uzun seyretmişti. Burası milattan önce 133 ile milattan sonra 395 arasında İzmir’de büyük bir uygar kent inşa etmiş olan Roma döneminden geriye kalan bir klasik ören yeriydi.

Demir parmaklıklı kapıya yanaştığı zaman az ötede ayaklarının dibi kadar yakın bir uzaklıkta yere çömelmiş bir ihtiyar dikkatini çekti. Sanki kendisine gülümseyerek bakıp yavaşça “Eyvallah” demişti. Dilenciye benzemiyordu. Ama üstü başı hırpaniydi, sanki sadaka bekler bir hali vardı. Her dilenci gördüğünde içi burkulan gazeteci, ihtiyar dedeye yaklaştı ve bir madeni para uzattı. Adamcağız eliyle parayı iter gibi bir işaret yaptı, olağanüstü bir sevimlilikle gazeteciye bakıp yine yavaşça “Eyvallah” dedi. Başıyla ihtiyarı selamlayan gazeteci yine de parayı adamın önüne bırakıp hızla Agora kapısından içeri girdi.

Bir Cevap Yazın