Moorea ve Raiatea Adaları

Şenol Acar
Tahiti-Papaete’den ayrıldıktan sonra, 16 mil uzaklıktaki Moorea adasına gitmeye karar verdik. Koltuk halatlarını toplayıp demirimizi vira ettik. Su seviyesindeki bir mercan resifi adayı boydan boya çevreliyor. Moorea’da demirde kalınacak birkaç demirleme yeri var. Bunlardan Cook ve Opunohu Koyları en meşhurları biz adanın kuzeyindeki meşhur Cook Koyunu tercih ettik. Bu koya 1767’de Kaptan Cook ilk defa demir atmış ismi de bu nedenle böyle konmuş. Yerli lisandaki adıyla Pao, Pao Koyu.

Ağır, ağır ilerleyerek koyun ağzına geldik. Koya Avaroa denilen bir geçitten geçerek giriliyor. İçeri girince büyüleyici bir manzarayla karşılaştık. Bir buçuk mil uzunluğundaki koyun etrafı yüksek tepelerle çevrili sanki üzerleri yeşil bir halıyla kaplanmış gibi. Güney batıdaki tepelerin diğerlerinden farklı çarpıcı bir görüntüsü var. Tohieva ve Mouara’nın biner metrelik zirveleri bulutların arasından göğe doğru yükseliyor. Kıyıda diz boyu kum dört, beş metre sonra dikine 8-9 kulaca iniyor.

Buraya kadar uğradığımız koyların bence en güzeliydi Cook Koyu, Tahiti’nin gürültüsünden sonra hindistan cevizi palmiyeleri ve rengarenk çiçeklerle dolu cennet gibi bir koy. Koyun dibindeki sığlığın yakınına 10 metrelik suya demirimizi funda ettik, dip çamur çok iyi demir tutuyor. Koyda bizden başka 3 tekne daha var İsviçre, Alman ve Amerikan bayraklı.

 

Eğlenmeyi seviyorlar

Kıyıda piknik yapılabilmesi için kumlar üzerinde, ağaçlar altına piknik masa ve oturakları konmuş. Piknik yapanların dışında kıyıda birkaç balıkçı evi ve önlerinde balıkçı tekneleri var. Teknelerin bazıları yerel kano şeklinde bazılarınında günümüze uygun kıçlarında güçlü motorları var. Balıkçılar genelde resifin dışında avlanıyorlar ve yakaladıkları balıkları Tahiti’de daha iyi prim yaptığı için oraya götürüp satıyorlar. Moorea’da para harcayacakları pek bir yer yok, genelde yerel restoranlarda yemek yiyip bol miktarda içip, kendi aralarında müzik yapıyorlar. Gerçekten çok gülüyor ve eğleniyorlar bence hayatın sırrını çözmüş gibiler.

 

Ananasın ağaçta değil toprakta yetişdiğini öğreniyorum

Moorea’da çok lezzetli ananaslar yetişiyor. Ben ananasın ağaçta yetiştiğini sanırdım. Fakat ananasın patates gibi toprakta yetiştiğini öğrenmek beni çok şaşırttı. Adanın her yerinden meyve ağaçları fışkırıyor. Yolda yürürken yoldan hindistan cevizi, mango, papaya, ekmek meyvesi ve greyfurt toplayıp yediğimiz çok oldu. Bu insanların çalışmaktan pek hoşlanmayıp daha çok yeme, içme, dans yani kısacası eğlence odaklı yaşamalarının bence en önemli nedenlerinin başında, çalışmasalarda aç kalmıyorlar. Buralarda soğuk olmadığı için soğuktan ölen yok, böyle olunca da karınlarını doyurdularmı mutlu oluyor, müzik yapıyor, içiyor ve dans ediyorlar. Burada çok hoşuma giden bir meyve oldu, greyfurt. Nedenide tadı bildiğimiz greyfurtun aksine şeker gibi tatlı ve çok sulu, iri bir meyve, bizdeki greyfurtların 2-3 katı büyüklükte. Bu bölgelerde günde saat 13.00-17.00 arası yağmur yağıyor, genelde yağışlar 5-15 dk sürüyor. Ardından hemen güneş açıyor. Güneş çok kuvvetli olduğu için birkaç dakika gözükmesi üzerimizdeki şort ve tişörtleri kurutmaya yeterli geliyor.

Ada da 5 yıldızlı bir otelin dışında küçük 2-3 yıldızlı otellerde mevcut, buradaki oteller büyük bir bina içinde olmayıp geniş bir bahçe içinde bambu ve pandanüs yapraklarından yapılmış, yerli evleri tarzında çevreye de uyumlu. Oda, mutfak, banyo içeren küçük bungalovlardan oluşmuş, ortak alanlarda yemek salonu, bar, oturma odaları, resepsiyon bile bu tarz dekor içinde hazırlanmış.

Benim Tahiti ve adalarda en çok ilgimi çeken bir diğer konuda umuma açık otel ve restoranlardaki tuvalatleri taze çiçeklerle hergün süslemeleri. Her otelin odasını, özellikle yatak ve komidin üstlerini odaya yaptıkları yiyecek ve içecek servislerinde tepsileri de hep canlı çiçeklerle süslüyorlar. Bu da gerçekten göze çok hoş görünüyor.

 

Köpekbalığı beslemek isteyenler buyursun, gelsin

Moorea’da pizza yediğimiz ufak bir restoranın sahibi olan Fransız Michel, bitişiğindeki otel sahibinin her akşam saat 17:00 de köpekbalıklarını beslediğini, istersek izleyebileceğimizi söyledi. Bu fikir bizede çok ilginç geldi. Saat 16:00 olunca otele gittik, otel sahibi ile tanıştık ve otelin uzun ahşap iskelesine çıktık. Saat 17:00’yi gösterdiğinde otelin sahibi, köpeği, otel müşterileri ile birlikte uzun ahşap iskelenin ucuna doğru gittik. Otel sahibi iskelenin ucunda ayaklarını ahşap iskeleye kuvvetlice vurarak gürültü çıkardı ve 1-2 dk içinde irili ufaklı 8 adet köpekbalığı belirdi. En iri olanı 4,5 metre boyundaydı. Bu köpekbalıklarının rengi deve tüyü rengindeydi. Otel sahibi bunların insana saldırmayan cins olduğunu istersek denize girip beraber yüzebileceğimizi söylediyse de biz cesaret edemedik ve iskeleden izlemeyi tercih ettik.

 

Raiatea adası

Raiatea’nın kuzeydoğu ucundaki merkez şehri Uturua, Papeete’den sonra Polenezya’nın en büyük yerleşimi. Şehrin diğer adalarında olduğu gibi sadece merkezi hareketli. Şehir dışında genelde evler tek katlı ve bahçeli, buralarda insanların ölünce kendi bahçelerine gömülmeleri bir gelenek, bu nedenle evler hep bahçeli.

 

Cezaevi olmayan ada

Raiatea adasının koyları ve denizi diğer adalar kadar temiz ve berrak değil. Fakat halk çok içten ve yardımsever. Adanın tümünü otostopla gezdik, araç sahipleri otostop yapanları gördüğünde hemen alıyorlar. Bunun nedenini araştırdığımda şunu öğreniyorum; burada hırsızlık, insan öldürme olayları hiç yaşanmamış, bu nedenle cezaevleri dahi yok, ne diyelim darısı başımıza herkes yardımsever ve iyi niyetli.

 

Ada yaşayanları çevreyi korumayı biliyor

Adalar gerçekten çok çevreci bunu süpermarkette yaşadığım bir olayı anlatarak örneklendireyim. Adadayken yüklüce yaptığımız alışverişleri markette ödememizi yaparken, normal olarak Türkiye’deki alışkanlığımızdan ötürü alınanları yerleştirmek için poşet torba istedim. Kasiyer tabii verebilirim ancak her bir poşet için yarım dolar ödemeniz gerekiyor dedi. O anda mecburdum ve 6 poşet naylon torba için tam 3 dolar ödemiştim. Bence çok mantıklı bir uygulama. Raiatea’da yaşasam bir daha ki market ziyaretimde bez torba yada file götürürdüm. Türkiyede market alışverişlerinde gözüme çarpan bol, bol poşet kullanılmasının yanında, insanlar marketten çıkarken ilave olarak 3-5 torbada yanlarında götürüyorlar. Poşetin fiyatını tüm süper marketler ortak karar alıp 1 TL yapsalar inanın tüketim %90 düşer. Hem marketlere kazanç hem de daha önemlisi çevreyi korumuş oluruz ilgililere duyurulur.

 

Dev balık kuyrukları bahçe demirliklerini süslüyor

Bu adada ilgimi çeken bir diğer konuda bazı evlerin bahçe duvarları ve demirlerinin üzerinde asılı olan dev balık kuyrukları oldu. Bunların ne anlama geldiğini merak ettim ve sordum. Bu büyük balık kuyrukları asılı oldukları evde yaşayan insanlar için bir gurur kaynağı oluyormuş. Ben bu kadar büyük balık yakaladım işte ispatı deyip balığın etini değerlendirdikten sonra sadece kuyruk kısmını bahçe duvarlarının üzerine asıyorlar.

Bir Cevap Yazın