KADINDAN BEZELİ DÜŞÜNCELERİM

Kadından bezeli düşüncelerim
Bir kıyıya iliştirdiğim zincirlerim
Düşlerimin mahzenlerine
Kilitlediğim özlemlerim

Hüsranlarımın sandal sefasını
Gece saatlerinde izleyişim
Şehrimin ışıklarında silkelenişim

Bu şehir kadından
Endamlı ve gururlu
Sokaklar eteği
Körfezi ise
Ah!…
Gönlümün borcu
Bundandır işte gidemeyişim…

Balkanları geziyorduk ama Mart geldi çattı. Dünya emekçi kadın günü, tabi ki bir kadın sanatçı olarak kadından bahsetmemek olur mu, biraz farklı bahsedelim ama… Günün gerçek olan anlamından rotamızı değiştirelim ve balkanları da, o köklerimizi de es geçmeden satırlarımızda kadının varoluşundan, gücümüzü aldığımız bu topraklardan, çoğumuzun bilmeden içerisinde tohumlarını seren, sanatı yaşatan, büyüten ballı kanımızdan bahsedelim müsaadenizle…
Bu ay yine benden mısralar ile başladım satırlarıma… Gidemediğim kadın kokan şehrimden başladım, saçlarına deniz kokusu takılmış kadınlardan. İkisi birbirine öyle bir harmanlanmış ki şehir mi kadından, yoksa kadın mı acaba şehre tutunan?
Taa ilk çağlardan başlamış bu ikilem amazon kadınlarından, bu şehirde ki tılsım nereden çekti ise, bütün farklılıkları bünyesinde barındıran kadınları toplamış ve zamanın çarklarında serpe serpe bırakmış buraya, adı bile kadından olan şehre. Antik yunan döneminde bile kanunların değişmesine sebep olan kadın bu topraklarda filizlenmiş. Tarihe serpilen Smyrna kadınları gerek güçleri, gerek dirayetleri, gerek zekâları, gerekse güzellikleri ile bahsedildiler bir bir. Farklar yarattılar tarihin her döneminde. Tarihteki ilk protestoyu İzmir’de yaptı kadınlar 1828 de, Amazonlar bu topraklardan çıktılar cenklere, balkanların birbirinden güzel, becerikli aristokrat hanımefendileri bu toprakları seçtiler evlerinden ayrıldıklarında. Hepimizin ailesinde yok mu bir bal dolu, bal gibi tatlı kan, gülerken gözleri gülen, ellerinde birçok marifet bulunan, hem ana, hem asker, hem de sanat eserlerini tek tek dokuyan. Yakın döneme baktığımızda bir Selanik’ten bir Arnavutluk’tan bir Bulgaristan’dan kısacası Rumeli’den balkanlardan gelmiyor mu çoğumuzun geni…
Ben seviyorum bu şehrin dokusunu, cinsiyetsizim çünkü… Sokakların da dolaşıyorum geceleri umarsızca, bisiklet biniyorum hala Karşıyaka yalısında, kaç kadın söyleyin bana kaç kadın otuz beşlerinde hala bisiklet biniyor diğer şehirlerde, Sezen Aksu ha oda bir balkanlı bu arada, nasıl doğru söylüyor. Katılıyorum, benim topuk tıkırtım bile bir başka, yürürken nağme yapıyor. Kahkahalarımız duruşumuz biz olmadan da tanınıyor diğer şehirlerde, asaletimiz, güzelliğimiz dilden dile. Zekâdan, beceriden hiç bahsetmeyelim birde. Peki, bu kadar seviyoruz kadın olmayı, şehirle birlikte el ele. Erkekler yok mu hiç? Var tabi, yanımızda duruyorlar tam yanımızda, biz cinsiyetsiziz çünkü. Öyle öğretildi bize. Erkek arkadaşlarımızla karşılaştığımızda sarılmak öğretildi. Kafa kafaya verip dertlerini dinlemek öğretildi. Eşimizin yanında kordonda balık rakı keyfinde şiirler dinlemek, şarkılar söylemek ile büyüdük biz. Kız arkadaşlarımızla yemeğe gittik gecelerce. Operaya, tiyatroya gittik. Sinemaların on iki seanslarını sevdik en çok eşofmanlarımız üzerimizde kız erkek grubu ile kardeşçe, arkadaşça seyrettik filmleri bir yürek. Babalarımızın benim kızım diye gururla dolaştırdıklarını duyduk kulaklarımızla. Arkadaşlarımızla bizi bir yere yolladıklarında bir erkeğe emanet etmek yerine, kızım kendine dikkat et cümlesine yaslandık babamızın gururla. Çalışmayı öğrettiler bize, sokağa çıkmayı, sesimizi duyurmayı, hakkımızı yedirmemeyi öğrettiler. Bize tokat atıldığında “sen nasıl bana vurursun” diye mağrur ve yürekli olmayı öğrettiler. Babalarımız bize kadın gibi kadın olmayı, annelerimiz oğullarına adam gibi adam olmayı öğretti bu şehirde. Cinsel obje yapmadı hiçbir ebeveyn bizi, her aile oğluna o senin arkadaşın kardeşin diye düşünmesini, istemediği hiçbir düşünceyi zerk ettirmemeyi öğretti. Şiddetin zararını. Kadının kahkahasının cilve olduğunu değil, neşeden geldiğini, insanlıktan geldiğini ve varoluşun sevgiden kaynaklandığını öğretti bu şehirde…
Bu topraklar mı, atalarımız mı, genlerimiz mi öğretti yoksa bize bunları bilmiyorum ama ben başka bir şey görmedim ki sayfaları bir bir çevirdikçe tarih sayfalarında. O kadar çok sayılacak isim var ki yazsan sayfalar yetmez. İzmir’de yaşayan güçlü başarılı kadınlardan, balkanlardan gelen birçoğu sanatçı olan ünlü isimlerden… Atatürk’ümüzün annesi bile bize emanet değil mi son günlerinde de, şimdide İzmir kadını bakmıyor mu ona gözü gibi…
Ben nasıl yansıtıyorum tablolarımda hep kadını diyordum kendime, neden kadın diye soruyor herkes mısralarıma, renklerime çizgilerime baktıkça.
Çünkü biz kadınız, biz Rumeli kadınıyız, biz Anadolu kadınıyız, gururlu mağrur özgüvenli, aristokrat, saçında deniz kokan, endamında nice topuk tıkırtısı şakıyan, oturduğu yeri dolduran, kalktığı yerde iz bırakan, sevgiyi ilmek ilmek işleyen, sanatı, siyaseti, özgürlüğü hayatına dokuyan, bir sanat eseriymişçesine yaşayan, nice sanat eserlerine konu olan.
Biz kadınız ve ne mutlu ki kadından bir şehirde ta ilk çağlardan beri kadınca yaşamışız. Kadın olmaktan korkmadan, kapalı kapılar ardına saklanmadan, örselenmeden güvenle sevgi ile bakmışız, baktırtıyoruz ve baktırtmaya çalışıyoruz.
Dünya emekçi kadınlar gününüz kutlu olsun.
Bir sonraki Makedonya’da ki kolonimizin sanatlı yollarında buluşmak üzere hoşçakalın…

Bir Cevap Yazın