08.03

Aslı E. Perker
asliperker[at]yahoo.com

Aylar evvel Amerika’da bir devlet görevlisinin karşısında oturmuş sorduğu soruları yanıtlıyordum. Benim romanlarım Türkiye’de, Türkçe olarak yayımlandığı için uzun uzadıya anlatmak istemediğimden ”Ne iş yapıyorsun?” sorusuna ”Hiçbir şey” diye cevap verdim. Adam ağzı açık bana bakakaldı. ”Nasıl yani bir işin yok mu?” diye ısrar etti. Ben de sırf karşımdakini provoke etmeyi sevidiğimden ”Yok, ev kadınıyım” dedim. Şaşkınlığı görülmeye değerdi. ”Yani para kazanmıyor musun?” dedi, inadımdan ”Kazanmıyorum” dedim. Neden bu kadar inat ettim değil mi? Şöyle açıklayayım; son zamanlarda etrafımda bir takım arkadaşımla bu konuyu konuşuyoruz. Bir kısmı okuldan mezun oldukları günden beri, bir kısmı da (benim gibi) daha okullu günlerinden beri çalışıyorlar. Çoğu anne oldu ve işe sabah gidip akşam gelip bir yandan da çocuk yetiştirmenin sıkıntısını yaşıyorlar.
Perihan Mağden’in bir yazısını okumuştum bir zamanlar, Anne olmak bitmeyen bir vicdan azabı çekmek, diyordu. İşte bu çalışan anneler de sürekli bir vicdan azabı içinde yaşıyorlar. Çocuklarıyla yeteri kadar ilgilenemedikleri için. Kazandıkları paranın da çok matah bir şey olmadığını söylediklerinde, e peki öyleyse, diyorum, çalışma, bakıcıya vereceğin parayı tut, kendi çocuğuna kendin bak. İşte bu noktada devreye sosyal baskı giriyor. ”Yapamam” diyorlar.
Neden? Çünkü hayatlarının geri kalanında kendilerini ev kadını olarak tanımlamak zorunda kalacaklar. Bunu da kendilerine yediremiyorlar. Hatta geçenlerde uzun yıllar sonunda işi bırakan bir kadın akrabam kendisine ”Anne sen ev kadını mı oldun?” diyen oğlunu tersliyordu, ”Ev kadını değilim ben!” Ne zaman bu kadar fena bir şey oldu çalışmayan kadın olmak? Hepi topu bir nesilde nasıl bu kadar değiştik? Zannediyorum şöyle: Annem çocukluğum boyunca bana ileride çalışmam, kendi ‘ekonomik özgürlüğüme’ sahip olmam gerektiğini empoze edip durdu. Öyle ki benim için başka türlü bir yaşayış tarzı düşünülemezdi. O kadar sabırsızdım ki çalışmak için okulu bitirmeyi bile bekleyemedim, yazları kendime işler buldum. Yazar olmak istiyordum fakat evvela paraya ihtiyacım vardı. Böylelikle gazeteci olmakta karar kıldım. Hem yazı yazabileyim hem de para kazanabileyim diye. Yıllar içerisinde de istediğim geçişi yapabildim. Gel gör ki evime de düşkün bir kadınım. (Böyle söylemek neredeyse ayıp. Neredeyse… Nasıl desem?.. Küçültücü. Yazar kadının sürekli pasaklıyım, pisim, aslında hiç iyi bir ev kadını değilim, ev işleriyle ilgilenmem, sadece yazarım yazarım yazarım demesi icap ediyor.)
Yemeğimi de yaparım, çamaşırımı da yıkarım. Zira pardon, aç mı kalacağım, pis mi gezeceğim? Hem sonra neden? Sırf bunları yapınca ezik kadın görüntüsü oluyor diye mi? Amma velakin gene de başlarda annem her arayıp da ne yapıyorsun diye sorduğunda şöyle bir geriliyordum. Yemek yapıyorum yahut çamaşıra gidiyorum (New York’ta çamaşır yıkanmaz, çamaşıra gidilir) demeye dilim varmıyordu. Hele ki börek açtım, kurabiyeyi şimdi fırına verdim demek olacak şey değildi. O anda çalışmıyor (ki bu yazmak ya da okumak demek) olsam bile yalan söylüyordum. Yarım ağız tabii. Çalışıyorum diyordum ki annem mutlu olsun. Evinin kadını olduğumu zannetmesin. Sonra sonra aslında aldırmadığımı, çünkü şahsen kendi yaşayış şeklimden gocunmadığımı anladıkça doğruyu söylemeye başladım. Annemin telefondaki hayal kırıklığı devlet çalışanı Amerikalı amcanınkiyle aynıydı. Ben seni yıllarca bu yüzden mi okuttum, saatlerce boşuna mı kadının üstünlüğü nutukları çektim demek istiyordu. Oysa benim kuvvetim ve dolayısıyla kadının kuvveti çalışıyor olmaktan gelmiyor. Kadının kuvveti var olmaktan, insan olmaktan, insanlığı devam ettirebilen tek canlı olmasından geliyor. Doğurduğu insanı kendi canıyla kanıyla besleyebilmesinden, sütünü, sevgisini esirgememesinden, yıkadığı çamaşırdan tiksinmemesinden, çocuğu hastayken kalbinin titremesinden, ağzına beslemesinden, isterse dünyalara göğüs gerebileceğini bilmesinden geliyor. Bu durumda aslında Dünya Çalışan Kadınlar Günü olan ve ekonomik, politik ve sosyal alanlarda başarıya ulaşmış kadınları kutlamak amacıyla başlatılmış olan 8 Mart’ı ben kadın olmaktan gocunmayan, canı nasıl istiyorsa öyle yaşayan kadınlara ithaf ediyorum.

Bir Cevap Yazın