LA ORA NA* TAHİTİ

La ora na: Merhaba
Şenol Acar 

Tahiti, Fransız Polenezyası’nda yer alan 118 ada içindeki en büyük ada ve Pasifik Okyanusu’nda ki, Societe Adaları arasında bulunmaktadır. Ada nüfusu 175.000 civarında olup tüm Fransız Polenezya nüfusunun %70’ini kapsar. Başkenti Papeete ve en yüksek dağı Orohena 2241 m yüksekliktedir.
Tahiti’ye ilk 1606 yılında İspanyol kaptan Quiros gelir, fakat fazla bir bilgi getirmediği için bu keşfi unutulur. Adanın esas tanınması 1767 yılına rastlar. İngiliz kaptan Wallis dünya seyahati sırasında Tahiti de bir müddet kalır ve burada gördüğü ilgiden çok etkilenir. 1768 de Fransız kaşif Bougainville ve 1769 da kaptan Cook bu adaya gelirler. Eskiden bir krallık tarafından idare edilen Tahiti, 1900’lü yılların ortalarında Fransız sömürgesi olmuştur. Tahiti, Türkiye’den gidebileceğiniz en uzak kara parçasına ve en meşhur adası Bora Bora’ya sahiptir. Gündüz sıcaklık 30 derece deniz suyu sıcaklığı ise 24 derecedir. Ünlü ressam Paul Gauguin, Tahiti’ye gelip adalarda yaşayanları ve doğayı tuvaline yansıtmış, Pierre Loti (İstanbul aşığı), Lotinin Evliliği isimli kitabını 1880 de burada yazmıştır.

Taşıdıkları Avrupa Birliği pasaportundan memnun değiller
Papeete, Temmuz ayında yapılan Heiva Festivali’yle ünlüdür. Ayrıca Tahitililer, Yeni Zelanda da yaşayan Maoriler, Mikronezya ve Hawai halkı ile de akrabadır. Dansları, dilleri, kültürleri ve vücutlarına yaptıkları dövmeleri dahi aynı özelliklere sahip. Polenezlerin ataları 3500 yıl önce Filipinler ve Endonezya’dan denize 60-70 kişi alabilen katamaran benzeri kanolarla Pasifik Adalarına açılmışlar, Tahiti’ye gelmeleri yaklaşık 1300 yıl sürmüş. Tahitililer, Avrupa Birliği pasaportu taşıyor, fakat birçoğu bundan memnun değil. Karşı akım ve milliyetçilik gittikçe güçleniyor. Bu düşüncelerini samimi olduğum Tahitili dostlarımda dile getirdiler. Fransa bu gelişmelerin bilincinde olarak buraya daha fazla Fransız vatandaşı yerleştiriyor. Hatta buraya gönderdiği vatandaşlarına Fransa’daki ücretlerinden %50 – %100 arasında değişen oranda fazlasını ödüyor ki burada çoğunluğu ele geçirsin. Zaten ülke geneline baktığınızda güvenlik, asker, gümrük yönetim makamları ve birçok kilit noktalarda hep Fransızları görüyorsunuz. Ayrıca adaların gerçek sahibi olan Polenezyalılar genelde fakir. Gelir seviyeleri düşük, kenar mahallelerde derme çatma evlerde oturan, temizlik işleri, balıkçılık, taşıma, yapıldığı kadarıyla ziraat v.b işlerde çalışanların Polenezyalı olduğunu görüyorsunuz.

Mercanlara dikkat…
Tahiti tanrının yaratmak için özendiği ve uzun zaman ayırdığı bir yer. Adanın etrafını çevreleyen mercan kayalıkları, resifler sahilden 2-3 mil açıkta bu Fransız Polenezyası’nın tüm adalarında aynı şekilde. Ada etraflarının bu şekilde mercan kayalıkları ile çevrili olması adalara muhteşem bir görüntü vermesinin yanı sıra, adaları okyanusun deli dalgalarından koruyan dalgakıran vazifesi de görmüş. Çünkü bu mercan kayalıkları üzerinde kırılan dalgalar kıyıya minimalize edilmiş olarak ulaşıyor. Gürültü ile kırılan dalga kırılırken, büyük bir beyaz köpük oluşturuyor. Bu olayın görüntüsünü tepelerden ve deniz kenarından izlemek çok keyifli. Adaların etrafının böyle korunaklı olması, teknelere adalar etrafında demirleme imkanı sağlıyor. Bu mercan kayalarının o kadar çok yararları var ki:
1- Turistik amaçla dalış için çok güzel görüntü,
2- Balıkların yuvalanması,
3- Balıkların beslenme alanı gibi inanılmaz katkıları var.
Buralara balıkçıların ağ atma imkanıda olmadığı için, balıklar kendilerine çok uygun yaşam ve üreme alanı bulmuşlar. Bu nedenle balık çeşidi ve bolluğu su altında inanılmaz. Hayatımda elimle dalarak balık beslediğim tek yer burası oldu. Balıklarda insanlara alışmışlar sizi görünce kaçmıyorlar. Hatta köpek balığı ve mantaları da besledik. Bu mercan setiyle ada arasındaki mesafede derinlik anormal derecede düşüyor, 1-20 metre arası oluyor. Bu nedenle buralara giriş yapmak ve demirlemek isteyen teknelerin son derece dikkat etmesi gerekiyor. Ayrıca hergün 2 gel-git yani günde 4 kez suyun yükseklik değişiminide unutmamak gerekir.
Tahiti, Papeete’de 12 metrelik suya demirimizi funda ettik. Liman önünden şehrin hareketli caddesi geçiyor. Cadde ile aramızda sadece 1 tekne var. Trafik yoğunluğu ilerleyen saatlerde azalarak sabaha kadar devam etti. Böylesi sessiz adalarda alışık olmadığımız bir durumdu. Sıcak nedeniyle bende havuzlukta uyuyordum. Dışarıda uyumak keyifli, fakat alışık olmadığımız trafik gürültüsü uyuduktan 2 saat sonra bizi çok rahatsız etti ve tekne içerisine geçmek durumunda kaldık.

Fastfood yemekler ve bilinçsiz beslenme güzelliklerini alıp, götürmüş
Tahiti, Pasifik Okyanusu’nda bulunan adalar arasında en gelişmişi ve adalara göre büyük şehir sayılabilir, uluslararası marketler bile var. Şehir dağın yamacına kadar uzanıyor. Bol yeşillik ve ağaçlar, çirkin yapılarıda kamufle etmiş. Bu yüzden yeşillikler içinde yapılarda göze hoş geliyor. Polenezyalılar hakkında daha önce duyduğum efsane laflara, güzellik standartları anlamında hiç ama hiç uymuyorlar. Güzel Polenezyalı kızları sadece kartpostallarda ve özel olarak otellerde yaptıkları gösterilerde gördüm. Şişman olmalarının nedeni gözlemlerime göre fastfood yemeğe fazla alıştıkları ve bilinçsiz beslenmeleri. Taze sebze ve meyvenin anormal pahalılığı nedeniyle daha çok ekmek ve konserve ağırlıklı beslenme, hareketsiz yaşamları, spordan uzak durmaları onların eski güzelliklerini almış götürmüş. Şişman, çirkin fakat iyi kalpli güleryüzlü insanlar ülkesi olmuş.

Yaşama sevgileri, bazen paraya bile ihtiyaçları olmamasını sağlıyor
Fakir olmalarına rağmen tok gözlüler. Örneğin, pazar yerinde alış veriş yaparken birlikte fotoğraf çektirdiğim birinden kolye aldım, fakat ne yaptımsam adama parayı veremedim. Bu deniz kabuklarından yapılmış olan kolyenin parasını almadı. Bir başka günde otelde çalışan bir bayan bizim şehir merkezinde işimiz olduğunu duyunca yarın çalışmıyorum size yardımcı olabilirim dedi. Ertesi gün kendi aracıyla yarım gün bizle birlikte oldu ve geriye döndüğümüzde borcumuzu sorduğumuzda bugüne kadar hiç duymadığımız şekilde bir cevap aldık. Bugün hava çok güzel, güneş var, kuşlar ötüyor, çevre güzel çok mutluyum. Bu nedenle bugün paraya ihtiyacım yok, teşekkürler dedi. Tahiti’ye göre normalde alması gereken para 100-150 $ arası bir paraydı.

Çiçekler konuşuyor…
Buranın halkı çiçekleri, ağaçları çok seviyor. Çiçek sevgisinin bu kadar çok olduğu bir yer daha görmedim. Pazar yerinde otururken izledim, yerli halk çiçekçiden çiçek almadan geçmiyor. Onlar için herşeyden önce çiçek geliyor dersem abartmış olmam. Evlerinin heryerine çiçek ekmişler. Bu ektikleri çiçek ve ağaçlar, basit olan evlerini o kadar güzel gösteriyor ki anlatmak mümkün değil, görmek gerek.
Tahiti dünya turunun yarı yolu olarak kabul edilmekte, bizde bu yarı yol kutlamasını dostlarla birlikte rom ve şarap içerek kutladık. Burada ilgimi çeken bir diğer konuda her bayanın kulak arkasına hergün taze Tiare (Beyaz renkli hoş kokusu olan bir çiçek) çiçeği takması. Merak ettim ve bunun anlamını araştırdım. Kulak arkasına takılan Tiare çiçeğinin takılan kulağa göre bir anlamı varmış.
Sol kulak arkasına takarsa, kimseye bağlı değilim,
Sağ kulağa takarsa, bağlıyım bana asılma.
Her iki kulağa da birer çiçek takarsa, acele bir dost arıyorum demekmiş.
Para hırsı, gönlü zengin, gözü tok bu insanları daha etkisi altına alamamış buna burada şahit oldum. Bütün ticaret çinlilerin elinde, Tahitililer daha çok yemeyi, içmeyi ve dans etmeyi seviyorlar. Bir müzik aleti çalmayan Tahitili yok gibi… Müzik, dans ve içki onlar için olmazsa olmaz. Fransız Polenez adalarının kişi başına gelir düzeyine baktığınızda 25.000$ rakamını görürsünüz. Fakat buna aldanmamak lazım çünkü bu gerçek dağılımı yansıtmıyor. Ülkemizde olduğu gibi az sayıdaki insanda toplanmış paranın büyük kısmı. Ben Tahiti’nin ve çevre adalarının doğasına, denizine bayıldım, gerçekten çok güzel. Ama Tahiti-Papeete merkezi çok daha farklı bekliyordum. Şehir o kadar çok turistik olmuş ki herşey turizme endekslenen dejenere bir hal almış. Ayrıca pislik ve fareler cabası, inanın sokakta ve oturduğumuz bir barın içinde irice fareler gördük. Onları gördükten sonrada dışarıda bir şey yemez ve içmez olduk.

Yeme, içme ve konaklama çok pahalı
Tahiti ve bağlı adalar o kadar pahalı ki inanılır gibi değil, tekne dışında otelde konakladığımız zamanlarda en ucuz kaldığımız otel (3 yıldız) 2 kişi 1 gece konaklama 300$ karşılığı oldu. Merak edip sorduğumuzda Intercontinental otelin standart oda fiyatının 2 kişi 1 gece konaklaması (890$) deniz içi bungalowların fiyatının ise (2000$) olduğunu öğrendiğimde hayretler içinde kaldım ve bu fiyatlara kahvaltı, öğlen ve akşam yemekleri ile şehir vergileri dahil değil. Bizim oteldeki kişi başı kahvaltı 50$, yat limanı – şehir merkezi arası 4 km, taksi bu mesafe için 40$ alıyor. Yiyecek, içecek, meyve, sebze çok pahalı. 1 kg domates markette 10$, yerli halk tembel pek birşey üretmiyor. Herşey dışarıdan ithal olarak gelince fiyatlar acayip yükselmiş, inanırmısınız bir karpuz 35$ gözünü seveyim memleketimin. Fakat otel konusunda doğru yapıyorlar galiba, nedenine gelince bizim Antalya’da beş yıdızlı otellerimizde ve birçok sahil şeridimiz içinde kalan otellerde herşey dahil. Üstelik yol parasıda bazı paketlere dahil edilerek yurt dışında 1 haftalığı 500$ dan pazarlanıyor. Dolayısıyla Türkiye için gelen turist sayısı her sene artmasına rağmen turizm gelirlerimizde hiçbir anlamlı yükseliş göremiyoruz. Bunun yanında gelen turistlerin kısmende olsa bir çevre kirliliğine yol açtığı kaçınılmaz (İstem dışı) durum böyle olunca bu adalar daha az turistle çok daha yüksek kazancı elde ediyor ve adalar daha az kirleniyor diye düşünüyorum.

Kanolar hem ulaşımda hem de spor amaçlı kullanılıyor
Tahiti’nin güzelliği şehir merkezinden ayrılınca ortaya çıkıyor. Her yer yemyeşil çiçek, çok renkli ve güzeller. Tahiti’de en çok muz, hindistan cevizi ve vanilya yetiştiriliyor. Adanın en yüksek dağı Orohena’nın zirvesi sürekli bulutlar ile kaplı. Buralara çok sık yağmur yağıyor. Tropik bölgeler olması nedeniyle sık ve azar, azar yağıyor kısa süre sonra da güneş açıyor. Sabah erken saatlerde ve akşam üstü hava biraz serinleyince antrenman ve gezinti amaçlı liman ve lagun(atol) içinde boy, boy kanoları görmek mümkün. 2m’den, 12m’ye kadar çok değişik boyda kanolar var. 2 sıra ve tek sıra halinde kürek çekebiliyorlar. 12 kişilik bir kano biz teknede motorla yol alırken yanımızdan geçince ne kadar hızlı gidebildiklerini daha iyi anladım. Bu kanoların dengeyi sağlayabilmeleri için bir kenarında dışarıya uzatılmış ağaç bir kütük bağlı. Bazıları 2 kano baştan ve kıçtan birbirine bağlanmış katamaran şeklinde. Aslında kanoların orijinali yekpare ağaç gövdesi oyularak yapılırmış, artık fiberglastan seri olarak imal edilenleri kullanıyorlar. Sahildeki evlerin hepsinde boyuna göre değişiklik göstersede mutlaka kano var. Her yıl çevredeki adalar arasında belirli zamanlarda iddialı yarışlar yapılıyor. Tahitili yelkencilerin kullandıkları yelkenliler şu anda yaygın olarak piyasada kullanılan Trimaran ve katamaranların babası olarak kabul ediliyor. Baş taraftaki flok ve büyük bir latin yelkenle çok hızlı gidiyorlar. Bu yelkenlilerde dümen yok, küreğe benzer bir tahta parçasını bir kişi kıçtan sarkıtarak tekneyi idare ediyor. Tekneyi durdurmalarıda çok ilginç, kıyıya yaklaştıklarında tekne mürettabatı ayaklarını suya sokarak tekneyi durduruyor.

Fransız Polenezyası’ndaki tek bal üreticisi bir Türk
Otelde kaldığımız gece Tahiti dans şovuna gittik, yerel danslarını, yerel müzik aletleri eşliğinde canlı izleme şansımız oldu. Kızlar dans ederken göğüslerine hindistan cevizi kabuklarını 2’ye bölüp sütyen olarak takıyorlar. Kostüm renkleri genelde kırmızı ve sarı, dans grubunun orkestrası ukulele, davul, gitar ve tamtamlardan kurulu. Dansçılar savaşçı atalarının çığlıklarını atarak piste fırlıyor ve dansa başlıyorlar. Erkekler tatu denilen dövmelerden yaptırıyor ve dövmelerinin motiflerini çiçekler ve hayvanlarla oluşturuyor. Bazı kadınlarda da ufak dövmeler var. Kadınların başlarında (Haeta) yapraklardan, çiçeklerden örülmüş taçları çok yaygın ve hoş görünüyor. Genelde yemek fiyatları adalar ve Tahiti’de çok yüksek, tercihimizi Çinlilerin büfelerde pişirdikleri lezzetli ve uygun fiyatlı olan sebze, et, makarna ve pilavdan oluşan menülerini test ederek kullanıyoruz. Hoşuma giden yemekleri (Chaomen) taze erişteyi (Vog) denilen geniş ve derin bir tavada yeşil sebzelerle kavuruyor, üzerine tercihinize göre et, tavuk, karides koyduktan sonra sos döküyorlar. Çok lezzetli ve sağlıklı bir öğün oluyor. Büyük üstat Sadun Boro’nun kitabında bahsettiği Tahiti’de yaşayan Kıbrıslı Türk Öztekin Sarıca’nın üretip sattığı ballarını da (Miel ozzie) test ettik ve kendisini başarılarından dolayı kutladık. Çünkü Fransız Polenezyası’ndaki tek bal üreticisi.

Hindistan cevizi sütüyle yapılan balık ve siyah inci çok önemli
Adalarda, banka ve işyerleri sık, sık kapanıyor. Yani siesta ve fiesta çok bol, hayat telaşsız ve çok sakin. Bu nedenle para ve yiyecek içecek açısından tedbirli olmakta yarar var. Sokaklarda çok sık iri kıyım kadınlara rastlıyorsunuz bunlar travestiler,(Mahu) Tahiti’de bu çok doğal bir olgu, çok çocuklu aileler bazı erkek çocuklarını kız gibi yetiştiriyor. Hıristiyan misyonerler ilk geldiklerinde travestiliği ve yerel dansları yasaklamışlar, ancak halk gizlice geleneği bugüne kadar sürdürmüş. Yerel dansların beş ayrı türü var ve okullarda ders programı olarak yer alıyor. Tahiti mutfağında Çin ve Fransız etkisi çok fazla Mahi mahi ve Wahoo gibi yerel balıklar en çok tüketilenler den. En popüler yemekleri ise (Poisson cru) hindistan cevizi sütüyle hazırlanan balık. Buralarda turizmden sonraki en büyük sektör siyah inci üretimi, son yıllarda adaların ABD ile ilişkileri çok güçlenmiş bu gelişmeler ise Fransızları rahatsız etmiş. Fransız Polenezyası’na gelmek isteyenlerin, Fransız konsolosluklarından ada vizesi alması ve biletlerinin gidiş dönüş olması gerekiyor, ayrıca Schengen vizesi geçersiz. ABD aktarmalı gelecekler içinde ABD vizesine ihtiyaç var.

Bir Cevap Yazın